EMZİREN ANNELERDE BESLENME DURUMU

Bir bebeğin sağlıklı bir şekilde büyüyüp gelişmesini sağlayan en önemli etken anne sütüdür bu nedenle bebeğin ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmesi çok önemlidir. Anne sütünün kalitesini arttırmak ise annelerin sağlıklı beslenmesiyle gerçekleşir düzensiz veya yetersiz bir beslenme şekli anne sütünün kalitesine ve verimliliğine yansıyacaktır. Anne sütü doğada yeri doldurulamayacak harika bir besindir. Anne sütü ile ilgili en çok sorulan soruları başlıklar altında toplayalım;

Anne Sütünü ve Kalitesini  Arttıran Besinler Nelerdir?

Anne sütünü arttırmanın temel kuralı sıvı tüketimini arttırmaktır. Anne sütünün %87’sini su oluşturmaktadır bu nedenle günlük sıvı tüketim miktarınızı en az 3 litre olacak şekilde ayarlamanız gerekiyor. Bu sıvı ihtiyacının 2-2,5 litresini sudan geri kalanını ise içeceklerden, kompostolardan(şekersiz hazırlanması en uygunudur) ve çorbadan karşılayabilirsiniz. Doğal maden suları hem sıvı hem de mineral takviyesi yapan en iyi kaynaklardandır. Eğer annenin yüksek tansiyon veya böbrek problemi yok ise günde 1-2 şişe doğal maden suyu içilebilinir.

Sıvı alımını artırırken bitki çaylarından destek alınabilir. Örneğin ısırgan otu çayının anne sütü oluşumunda olumlu etkileri bilinmektedir, rezene çayı annenin gazını rahatlatır, papatya çayı da annenin rahat uyumasına, psikolojik olarak rahatlamasına yardımcı olur. Bunların haricinde; ıhlamur, nane, kuşburnu gibi bitki çayları da tercih edilebilir.Günde 2-3 fincan bitki çayı içilmesinin bir zararı olmayacaktır.

Her dönemde olduğu gibi özellikle emzirme döneminde de dengeli beslenmeli bütün gruplardan gerekli miktarlarda yararlanmalısınız. Özellikle sütün ana bileşenlerinden olan protein hem sizin hemde sütünüzün kalitesi açısında önemlidir bu nedenle protein alımınıza dikkat etmeli her gün mutlaka; et,süt,yumurta, peynir ve yoğurt gibi protein kaynaklarını tüketmeye çalışmalı, bunun yanı sıra özellikle kefir tüketimi probiyotik özelliği sayesinde anne içinde sütün verimliğini ve miktarını arttırmak içinde oldukça etkili olacaktır.

Vitamin, mineral ve posadan zengin taze sebze ve meyveleri her öğün tüketmeye özen gösterilmelidir. Özellikle kereviz, kabak, enginar, semizotu gibi sebzelerin anne sütünü artırdığını gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Emzikli annelerin iyi yıkanmış ve el yardımıyla parçalanarak hazırlanmış bir kase salata tüketmeleri önemlidir. Fesleğen bitkisinin de düzenli kullanımda anne sütünü artırabileceği bilinir. Anneler yemeklerinde fesleğene daha çok yer açmalıdır.

Demir eksikliği olasılığını giderebilmek için kırmızı et, yumurta, ceviz, badem, üzüm, kayısı vb. gibi demirden zengin besinler tüketilmelidir. Demir yönünden zengin yiyeceklerle birlikte C vitamini kaynağı olan domates, biber, maydanoz, kıvırcık gibi taze sebzeler ve portakal, greyfurt, çilek gibi meyvelerin alınması demir emilimini artırırken kalsiyum içerikli besinlerin demir emilimini azaltacağı unutulmamalı o nedenle demirden zengin besinler tüketilirken mutlaka C Vitamini ile beraber tüketilmelidir. A vitamininden zengin havuç, yeşil yapraklı sebzeler, kayısı gibi besinleri daha fazla tüketilmesi önemlidir.

Yemeklerde kullanılacak yağ tüketimine dikkat edilmelidir. Kalori değerini yükselten kızartma ve kavurma türü besinlerden uzak durulmalı, genellikle besinleri pişirme yöntemi olarak haşlama, fırında ya da ızgara yöntemi kullanılmalıdır. Zeytinyağı tüketimine özen gösterilmelidir. Zeytinyağı içerdiği yağ asidi örüntüsüyle anne sütünün tekli doymamış yağ örüntüsünü artırmada önemli bir destektir. Özellikle balık protein ve n-3 yağ asitleri bakımından zengindir özellikler bu dönemde tüketilmesine özen gösterilmelidir.

Emziklilik Döneminde Nelerden Uzak Durulmalı?

Çay ve kahveyi günde 2 kez tüketebilirsiniz. Fazla içilen çay, kahve ve koladaki kafein süte geçerek bebeğin sağlığını olumsuz yönde etkiler. Demir emilimini engellediği düşünülerek yemek sırasında ve yemekten hemen sonra çay ve kahve alınmamalıdır.

Salam, sosis, sucuk gibi katkı maddesi ( dayanıklılığını arttırmak amacı ile eklenen) içeren besinlerden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır.

Soğan, sarımsak, karnabahar, lahana, kuru baklagiller, brokoli gibi besinler gaz yapıcı özellikleri ve anne sütünün tadını değiştirebilme özelikleri nedeni ile dikkatli tüketilmelidir. Bu tarz besinleri tükettikten sonra bebekte gaz şikayetlerine ve emmeyi reddetme durumuna bakarak bu besinleri tüketmeye devam edebilir yada kesilebilir.

Anne sütünün içeriği sigara, alkol ve kafein tüketiminden, soluduğu kirli havadan etkilenmektedir. Sigara tüketen annelerin sütlerinin C vitamini içeriğinin azaldığı ve dolayısı ile bebeğin bağışıklık sisteminin bundan olumsuz etkilendiği kanıtlanmıştır. Ayrıca sigaradaki nikotin annede süt salgılanmasını baskılamaktadır.

Afla toksin adı verilen küflü tahıllarda, kuru baklagillerde, uygun koşullarda saklanmamış baharatlarda bulunan hepatokarsinojenik maddelerin anne sütü ile bebeğe geçişi söz konusudur. Bunun için açıkta satılan baharatlar alınmamalı, paketli olan güvenilir marklar tercih edilmelidir. Üzerinde küf üremiş, ya da saklama koşullarının uygun olmadığı bilinen kuru baklagiller ve tahıllar kullanılmamalıdır.

Emziklik Döneminde Kilo Kaybı Nasıl Olmalıdır?

Özellikle ilk aylarda pek çok anne kilolarından biran önce kurtulmak istemektedir ve bunun için pek çok yanlış diyet uygulaması yapmaktadır. Yanlış bir beslenme şekli hem anne sütünü hem anneyi hem de bebeğin sağlığını olumsuz yönde etkileyecektir. Bebeğini emziren anne ne iki kişilik yemeli, ne de hızla kilo vermeye çalışıp diyet yapmalıdır. Emzirme sırasında normal kalori ihtiyacınıza ek olarak 300-500 kalori daha fazla beslenmeniz yeterlidir.

Emzirme döneminde ilk 4 ay ayda yaklaşık 500 gr ile 1 kilo arası bir kayıp hedeflenmelidir daha fazlası annenin süt verimini olumsuz yönde etkilemektedir bu nedenle dikkatli olunmalıdır. Ancak anne çok şişman ise  2 kiloluk bir kayıp normal kabul edilebilir.

Bütün gruplardan yeterli ve dengeli olarak beslenilmeli herhangi bir gruptan yani et,süt,ekmek, sebze ve meyve grubundan bir besin beslenme programından çıkarılmamalıdır. Karbonhidrat tüketim düzeyi yeterli olmalıdır. Emzirme döneminde yapılan en büyük yanlışlardan biri zayıflamak adına karbonhidrat tüketiminin tamamen kesilmesidir. Emziren annenin beslenmesinde mutlaka ekmek, pilav, makarna ve meyve gibi karbonhidrat kaynakları yer almalıdır. Beyazlar yerine kaliteli karbonhidrat kaynakları olan tam tahıllı ürünler tercih edilmelidir.

BAĞIRSAK PROBLEMLERİNDE BESLENME

Günlük yaşamımızda; iş hayatı, ev hayatı, sosyal hayat derken zaman zaman beslenme şeklimizin düzensizleşmesine sebep olabiliyoruz bu nedenle ortaya bağırsak problemleri çıkabiliyor. Bunların haricinde bazı sağlık problemleri de barsak sorunları yaşatabiliyor, bunlardan bazıları:
Mide ve barsak hastalıkları
Hava yutmak
Sindirilmemiş besinler- besin intoleransları
Kronik kabızlık-ishal
İrritabl barsak sendromu
Barsak problemlerinin yanı sıra bazı durumlarda gaz ve şikinliğe neden olabiliyor:
Çok hızlı yemek yemek
Yemek yerken konuşmak, mideye hava kaçması
Çok yüksek miktarda mayalı ( poğaça, ekmek v.b) besinler tüketmek
Gazlı içecekleri fazla tüketmek
Çok fazla miktarda çiğ yeşillik-sebze ve meyve tüketmek
Yağlı-kızartma besinler tüketmek
Gereğinden fazla miktarda yemek tüketip, mideyi zorlamak
Sıkı kemer ve beli sıkan kıyafetler giymek
Bu maddelere dikkat ederek beslenme şeklinizi düzenlerseniz gaz ve şişkinlik probleminizi giderebilirsiniz..
Genel olarak her gün düzenli olarak 1 defa tuvalete çıkılması bireyi rahatlatmaktadır ancak bu sürenin uzaması ve tuvalet ihtiyacını giderirken zorlanılması “Konstipasyon” yani “Kabızlık” olarak isimlendirilir. Kabızlık sorununuz varsa beslenmenizdeki posa miktarını arttırmalı bol posalı besinler tüketmelisiniz bunun için; tam buğday unu içerikli ürünleri tercih etmeli, taze sebze- meyve tüketimini arttırmalı, haftada 2-3 kez kurubaklagil tüketimine özen göstermeli ve yağlı tohumlu besinlerin tüketimini biraz daha arttırmalısınız. Sabah kalktığınızda bir barda ılık suyunuzla beraber tüketeceğiniz 2-3 adet kuru kayısı veya kuru erik size yardımcı olacaktır. Probiyotik besinlerin tüketimine özen göstermelisiniz. Her günkü rutin olarak yaptığınız beslenme şeklinizi özellikle kahvaltınızı değiştirip yoğurt+kuru meyve+yulaf şeklinde beslenirseniz kabızlık probleminize iyi gelecektir. Yoğun kabızlık dönemlerinde salatanıza 1-2 yemek kaşığı kadar zeytin yağı dökebilirsiniz. Bol bol da su tüketmeyi unutmuyoruz…

 

Gelelim bir diğer barsak problemi olan “Diyare” yani ishal : Diyare, dışkının kıvamında azalma ile birlikte sıklığında ve hacminde artma olarak tanımlanır. Diyarede su ve elektrolit kaybı oluşur. Süresi uzarsa, hastada dehidratasyon, deri tonusunda azalma, zayıflık, halsizlik ve kansızlık gibi durumlar oluşur. Bu nedenle ishalin bir an önce tedavi edilmesi gerekir. Eğer ishal probleminiz varsa özellikle dikkat etmeniz gereken nokta su ve elektrolit dengenizdir. Eğer ishal probleminiz şiddetliyse veya birkaç gündür sürüyorsa mutlaka hastaneye gitmeniz gerekiyor. İshal şikayeti olan bireylerin kesinlikle bolca su tüketmesi gerekiyor aksi halde dehidrasyona (fazla sıvı kaybı) uğrayabilirsiniz buda yüksek derecede hayati tehlike taşımaktadır. İshal olan bireylerin kabızlık problemi yaşayan bireylerin aksine posasız ve yağsız besinler tüketmesi gerekiyor. Posa içeriği yüksek sebze ve meyvelerden (özellikle meyveleri kabuksuz tüketmeli), tam tahıl ürünlerinden, şeker ve şekerli besinlerden, kuruyemişlerden, yağlı besinlerden ve kurubaklagillerden uzak durması gerekiyor. Bu dönemde kızartma yerine mümkün olduğunca haşlama ve fırınlama yöntemi ile besinlerin pişirilmesi gerekiyor.Yağsız makarna ve pirinç pilavı, pirinç lapası, yayla çorba, yağsız beyaz peynir, yoğurt, pektin içeriği yüksek olan kabuksuz elma, muz, şeftali bunların yanı sıra havuç, haşlanmış patates-patates püresi, haşlanmış yağsız et ve tavuk, yağsız ızgara köfte tüketilebilir. Ayrıca tuzlu ayran, taze sıkılmış meyve suları (elma, şeftali, kızılcık v.b.), açık çay içilebilir.

4 SORUDA KORTİZON TEDAVİSİ

 
Kortizon Nedir?
 
Kortizon böbrek üstü bezlerinin kabuk kısmından salgılanan bir hormondur. Karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasına insüline zıt yönde etki eder. Kan şekeri sentezini ve proteinin yapıtaşlarına parçalanmasını arttırır. Sabaha karşı daha fazla salgılanır gün içerisinde insanı strese karşı hazırlamaya çalışır. Yaralanma, korku ve soğuk gibi stres durumları bu hormonun salgılanmasını arttırır. Karaciğerde glikoz sentezini arttırır, kaslarda protein yıkımını arttırır.
Kortizon Tedavisi Hangi Durumlarda Uygulanır?
 
-Romatizmal hastalıklar
-Kan hastalıkları
-Sinir sistemi hastalıkları
-Kalp ve damar hastalıkları
-Bağ dokusu hastalıkları
-Alerjik hastalıklar
-Tümör tedavileri
-Karaciğer hastalıkları
-Böbrek ve idrar yolu hastalıkları
-Hormonal hastalıklar
-Zehirlenmeler ve sıcak çarpmaları
-Göz hastalıkları
-Şoklar
-Astım belirtilerin ortadan kaldırılmasında
-Ciddi astım krizlerinde
 Kortizonun Yan Etkileri Nelerdir?
Tedaviye bağlı Cushing Sendromu: Omuzlar ve karında yağ toplanması, vücutta su ve tuz tutulumuna bağlı ödem ve tansiyon yükselmesi, kemik erimesi, kaslarda erime gibi problemler görülür.
Psikolojik bozukluklar: Depresyon görülebilir. Bu gibi durumlar anksiyete ile birlikte yemek yemeye fazla yönelmemize neden olabilir. Antidepresan kullanıyorsanız bu metabolizmanızın yavaşlamasına neden olacağından kilo almanız kolaylaşır.
Ülser oluşumu: Kortizon mide asit salgısını artırırken, koruyucu mukus tabakasını da bozar. Ayrıca yara etrafında yara dokusunu oluşturacak olan hücrelerin de aktivitelerini azalttığı için ülser oluşumuna neden olur.
Şeker hastalığı oluşumu: Kortizon kan şekerinin kullanılmasını sağlayan hormon olan insülinin etkilerine zıt etki ederek kan şekerini yükseltir. Yatkın kişilerde şeker hastalığı görülebilir. Gebelerde kortizon kullanımı gebelik şeker hastalığının ortaya çıkma riskini artırır.
Ödem ve yüksek tansiyon: Kortizon vücutta su ve tuz tutulumuna neden olur. Su ve tuz tutulması özellikle böbrek, kalp yetmezliği ve hipertansiyon hastalarında belirgin sorunlar yaratabilir.
Hastalıkların yanı sıra vücutta ödem ve yağ artışına sebep olmaktadır bu nedenle kilo artışı gözlenmektedir. Vücutta fazla tuz ve sıvı tutulmasına sebep olmaktadır. Özellikle kan şekerine yaptığı etkiden dolayı yağlanmayı oldukça arttırmaktadır.
 
Kortizon Kullanımında Nasıl Beslenilmeli? 
            
Kortizon vücutta fazlaca tuz tutulmasına sebep olduğu için düşük sodyumlu beslenilmeli yani tuz olabildiğince azaltılmalıdır. Kortizon aynı zamanda böbreklerde suyu ve tuzu tutarken potasyum atılmasına da sebep olmaktadır. Potasyum eksikliği ise bazı hormonların işlevinin azalmasına ve özellikle kasların kasılma işlevine olumsuz yönde etki etmektedir. Hem potasyum alımını arttırmak hem de vücuttaki ödem oluşumunu engelleyebilmek için mevsimine uygun taze sebze ve meyve tüketiminin arttırılması gerekiyor. Bunun yanı sıra tüm konserveler, midye, karides, havyar gibi deniz ürünleri, jambon gibi şarküteri ürünleri, domuz eti, sakatatlar, kereviz, rokfor, kaşar, otlu peynir vb. tuzlu peynirler, süt tozu, tuzlu veya peynirli krakerler, patlamış mısır ve türevleri, böreklik yufka, kahvaltılık tuzlu margarinler, salata sosları, kabartma tozu, hazır çorbalar, ketçap ve turşu sodyum içeriği çok yüksek besinlerdir. Bu besinleri kortizon kullanırken tüketmemeniz gerekiyor.
Vücutta ödemin yanında fazla yağ birikimi olduğundan da bahsetmiştim bu nedenle tatlı ve yağlı besinlerden, hazır yiyeceklerden de uzak durulması gerekiyor.
Uzun kortizon tedavilerinde kalsiyum eksikliğine bağlı kemik erimesi görülebilmektedir. Bu nedenle düzenli bir şekilde kemiklerdeki mineral oranının ölçümü yaptırılmalı eğer gerekliyse kalsiyum desteğine başlanmalıdır .Tedavi süresince kalsiyum açısından zengin beslenilmesi gerekmektedir. Kalsiyumdan zengin besinler; süt, yoğurt ve tuzsuz peynirler, sebzeler, soya ürünleri, kuru baklagiller, fındık, küçük balıklardır.
Kortizon kullananlarda, iştah açılması görülür. Bunun nedeni ise vücudumuzdaki şeker metabolizmasının bozulmasıdır. Böylece iştah tetiklenir, şişmanlığın önü açılır. Bu nedenle oldukça dikkatli davranılmalı ve gerektiğinde diyetisyen eşliğinde kişiye özel beslenme planı oluşturulmalıdır.

 

TROİD HASTALIKLARI VE BESLENME

 

Tiroid bezi, trioglobülin türevi hormonları salgılar. Hormonun salgılanması için iyot önemlidir.Tiroid bezi iyodu alıp depo eder ve iyot-protein yapısında olan troksin(T4) ve triiodotronin(T3) adlı hormonları salgılar.T4’ün T3’e dönüşümünde selenyum ve A vitamini etkinlik gösterir. Bu hormonların kandaki düzeyi hipofiz bezinden salgılana bir hormanla (TSH) ayarlanır.
Hipotiroidi:Tiroid hormonlarının yetersizliğinde bazal metabolizma hızı düşer.Tiroid hormonları yetersiz olan bireylerde genellikle uykulu olma durumu ve kilo artışı görülür.
Hipertroidi:Tiroid bezinin aşırı çalışarak fazla hormon salgılaması metabolizma hızını yükseltir. Bu gibi kişilerde kalp çarpıntısı, ateş yükselmesi ve sinirlilik en çok görülen özelliklerdir.Enerji gereksinimini arttırdığı için fazla yemek yeme isteğide hipertroidinin belirtisidir.

Hastalıkları ilerleten faktörler; yetersiz ve dengesiz beslenme, demir ve selenyum yetersizliği, lahana-turp gibi besinlerrde bulunan guvatrojenler ve genetik özelliklerdir.En iyi iyod kaynağı yiyecekler deniz ürünleridir.

Beslenme Önerileri:

  • Taze sebze ve meyve tüketiminizi arttırın tükettiğiniz besinlerin mevsimine uygun olmasına özen gösterin.
  • Tam tahıl tüketiminizi özellikle kurubaklagil tüketiminizi arttırın haftada en az  2 kez tüketmeye özen gösterin.
  • Doymamış yağ asitlerinden özellikle omega 3 ‘ün tiroid hormonlarına olan olumlu etkisinden dolayı ve aynı zamanda hem iyot hemde selenyum içeriğinin zengin olmasından dolayı balık tüketiminizi arttırın haftada 3 kez balık tüketmeye çalışın.
  • Et tercihlerinizi daha çok hindi eti, derisiz tavuk eti ve yağsız kırmızı etten yana kullanın.
  • Hipertroidiniz varsa iyotsuz hipotroidiniz varsa iyotlu tüz tüketmeye çalışın ancak tuz tüketimi için doktorunuza başvurmalısınız.
  • Doktorunuzun önermediği hiçbir ilacı kullanmayın.Bu esnada beslenmenize önem verin.
  • E vitamini iyod emilimini arttırıyor bu nedenle E vitamini içeren besinleri tüketebilirsiniz.
  • Çinkodan zengin besinleri tüketmelisiniz.
  • Selenyumun tiroid hormonlarını düzenlemeye yardımcı bir hormon olduğunu belirtmiştim selenyumdan zengin gıdaları beslenmenize eklemelisiniz.
  • Tiroid hastalarında ödem oldukça sık görülen bir problemdir bu nedenle su tüketiminizi arttırmalısınız.
  • Çikolatanın içerisinde bulunan kadmiyum elementi vücuttan selenyumu attığı için tüketmemelisiniz.
  • Özellikle hipertroidi hastalarında metabolizma hızını daha da arttırcağı için nikotin, kahve, alkol ve çaydan uzak durmalısınız.
  • Tiroid hormonlarını yavaşlatan besinler mümkün olduğunca az tüketilmeli ve pişmiş tüketilmeli; Turp, beyaz-kara lahana,karnabahar, brokoli,brüksel lahanası,hardal, soya fasulyesi,yer fıstığı.
  • Beslenmenize E vitamini, lif ve çinko içeriği bakımından zengin olan keten tohumunu eklemelisiniz yemeklerin üzerine döküp tüketebilirsiniz. Bunun haricinde deniz ürünleri, sarımsak, maydonoz, kayısı,hindistan cevizi, yumurta da tiroide faydalı besinlerdir.
                                      SAĞLIKLI GÜNLER DİLERİM….

KARACİĞER YAĞLANMASINDA BESLENME ÖNERİLERİ

Karaciğer yağlanması, normalde yağ içeriği %10’dan az olan yağ oranının artmasıyla olşur. Burada biriken lipidlerin çoğu trigliseridlerdir. Karacağier yağlanması:
1-Alkolizm
2-Beslenmeye bağlı yağ sentezinin artmasıyla
3-Çeşitli hastalıklar sonucu( kronik pankreatit, PEM, aşırı şişmanlık,malabsorbsiyon sendromu)
4-Çeşitli ilaçların uzun süre kullanımı
Sonucu oluşabilmektedir.
   Karaciğer yağlanmasında; vücut ağırlığında azalma, ishal, ayaklarda ödem, kuru cilt, anemi, düşük serum albumini, nadiren sarılık, yumuşak karaciğer hastalarda görülen bulgulardır.
Karaciğer Yağlanmasında Dikkat Edilmesi Gerekenler:
1)Yağlı yiyeceklerden uzak durulmalı, yağ tüketim azaltılmalı.
2)Sebze ve meyve tüketimi yeterli miktarda olmalı . Karaciğer yağlanmasında vücudun özellikle antioksidan ihtiyacı çok olur bu nedenle özellikle antioksidan etkisi yaratacak besinler tüketilmelidir. Bu noktada özellikle enginar tüketimi çok etkilidir. Bunun haricinde hem yağ depolamasını önleyen inositol içeriği hemde likopen (güçlü antioksidan) içeriği sayesinde greyfurt tüketebilirsiniz. Gün içerisinde daha fazla vitamin, mineral ve antioksidandan yararlanabilmek için sebze ve meyve tüketimlerinizin çeşitliliğine özen göstermelisiniz.
3)Alkol,  karaciğere en çok zarar veren etmenlerden biridir. Alkol kullanımı sonucunda vücutta biriken toksinler, karaciğer hücrelerine zarar vererek ölümcül sonuçlar doğurabilecek hastalıklara neden olabilir. Bu nedenle karaciğerin sağlığı için alkol tüketiminin bırakılması gerekmektedir. Eğer alkol kullanılıyorsa da; çok düşük miktarlarda ve hergün tüketmek yerine haftanın belirli günleri tüketilmelidir.
4)Karaciğerin yükünü azaltmak için olabildiğince doğal ve sağlıklı beslenmeli katkı maddesi olan besinlerden uzak durulmalı.
5)Şarküteri ürünlerinden(sucuk,salam,sosis) ve sakatatlardan uzak durulmalı.Yağlı besinlerin et,yumurta,tavuk derisi vb besinlerin tüketimi azaltılmalıdır.
6)Düzeni olarak spor yapılmalı veya aktivite arttırılmalıdır.
7)Fazla kilo varsa eğer fazla kilolardan kurtulunmalı.
8)aşırı derecede kuruyemiş ve şeker tüketimi en aza indirilmeli olabildiğince kısıtlanmalıdır.

 

Karaciğer yağlanması düzenli beslenme ile düzeltilebilir bir durumdur. Beslenmenize dikkat ettiğiniz zaman fazla yağlanmadan kurtulmuş olacaksınız .

Kilo Almak İstiyorum

Çok yiyip kilo alamıyorsunuz bu yüzden herkes sizi çok şanslı görüyor fakat siz  bu durumdan memnun değil misiniz?
Kilo almakta kilo vermek kadar sabır ve disiplin gerektiren bir süreçtir. Hatta kilo almaya çalışmanın kilo vermeye çalışmaktan daha zor olduğu söylenebilir. Ancak kilo almak uğruna yapılan yanlışlardan kaçınılmalı ve sağlıklı beslenmeye yönelinmelidir.  Ancak bu şekilde sağlıklı ve dengeli bir biçimde kilo artışı söz konusu olur. Fast food tarzı beslenmeye yönelmek kilo almıyorum nasıl olsa diye vücuda zararlı olan yiyecek ve içeceklere yönelmek kesinlikle doğru bir davranış değildir.
Kilo alamamak iştah azlığı, düzensiz beslenme, günlük alınan kalorinin harcanan kaloriden az olması gibi sebeplerin yanında hipertroidi, kronik diyare, sindirim sistemi rahatsızlıkları, metabolizmayı hızlı çalıştıran hormonal bozukluklar gibi nedenlerden de kaynaklanabilmektedir.



GERÇEKTEN ZAYIF MISINIZ?

Beden kitle indeksi Dünya Sağlık Örgütü’nün boy uzunluğunu ve vücut ağırlığını baz alarak şişmanlığı ölçmede kullanılan bir parametredir. Vücut ağırlığının boyun karesine bölünerek hesaplanan bu ölçüm ile var olan kilonun hangi aralıkta olduğu kolayca anlaşılır. 
BKİ: Ağırlık/ boyun karesidir.

BEDEN KİTLE İNDEKSİ (BKİ) KİLO ÖLÇÜTÜ
18.5 den küçük   zayıf
18.5- 24.9          normal 
25 – 29.9            hafif şişman    
30  – 34.9           obezite 1.tip 
35  – 39.9           ileri obezite 2.tip 
40  – 49.9           morbid obezite (hastalık riski artmış) 
49.9 ve üzeri       süper obezitete

Eğer hesaplama sonucunda BKİ değeriniz zayıf çıktıysa dizginleri ele almaya başlamalısınız. Aksi takdirde normal çıkan bir BKİ değeriniz varsa sağlıklı bir beslenme programıyla devam etmelisiniz. Unutmayın zayıflık kötü bir şey değildir ve sağlıksız bir şekilde yapılan bütün beslenme şekilleri farklı hastalık türlerine açık bir kapı bırakacaktır.
KİLO ALMAYA ÇALIŞIRKEN NELERE DİKKAT ETMELİ?
Nedeni Belirleyin: Kilo alamamak yukarıda da belirttiğim gibi kişisel sorunlardan veya sağlık sorunlarından kaynaklanabilir. Öncelikle bir sağlık probleminiz olup olmadığına dikkat etmeli ve gerekli tahlilleri yaptırmalısınız. Eğer sorun kişisel sebepler ise ( iştah sorunu, düzensiz beslenme, yetersiz kalori alımı gibi) bir diyetisyenin size özel hazırlayacağı program ile sıkı bir takip çerçevesinde aylık ortalama 2 kilo hedefiyle başlayabilirsiniz.
 Sabırlı Olun: Kilo almaya çalışmak kilo vermeye çalışmaktan daha zor ve sabır gerektiren bir süreçtir. Bu nedenle durumunuzun bilincinde olmalı ve kilo almayı gerçekten istemelisiniz.
Düzenli Beslenin: Bu süreçteki amacımız sağlıklı bir şekilde kilo almak ve yağsız dokuyu yani daha çok kas dokularını arttırmaktır. Bu nedenle kilo almak amacıyla fast food tarzı beslenmeye, kızartmaya, tatlılara ve hamur işlerine yönelmek tehlikelidir. Hiçbir öğünde yalnızca protein veya yalnızca karbonhidrat ağırlıklı beslenmeyin. Yağsız doku  artışı için mutlaka ikisini bir arada tüketmeye özen gösterin.
Kahvaltıyı MUTLAKA Yapın: Kahvaltı günün en önemli öğünüdür. Kahvaltıyı çok geç saatlerde yapıp iştahınız kapatmamalısınız. Güne vaktinde ve güzel bir kahvaltıyla başlamak hem zayıflamanın ana nedeni olan stres faktörünü ortadan kaldıracak hem de vücudunuzun düzenli çalışmasına yardım edecektir. Kahvaltıda mutlaka protein içerikli ürünler ( yumurta, peynir, süt ) bulundurmayı da ihmal etmeyin.
Ara Öğünleri Atlamayın: Ara öğünler vücudun uzun süre aç kalmamasını sağlayan ve metabolizmayı düzenli bir şekilde çalıştıran bir öğündür. Tek öğünle mide kapasitesini arttırmak mümkün olmamakla beraber tek öğünde fazla kalori dahi alsanız dahi iki üç öğünle aldığınız kalori ile aynı durumu sağlamayacaktır. Ara öğünlerde az miktarda ama vücuda yararlı olan besinler alınmalıdır. Fındık, badem, ceviz gibi kuruyemişler, tost,  kek(ev yapımı), taze ve kuru meyveler, ayran, süt, yoğurt gibi gıdalar ara öğüne uygundur. Eğer dışarıdaysanız mutlaka yanınızda atıştırmalık bir şeyler bulundurmalısınız.
Düzenli Sıvı Tüketimi: Sıvı besinler mideyi çabuk şişireceği için yemeklerden önce ve yemek esnasında sıvı alınmamalıdır! Çorba alımı kısıtlanmalıdır. Ayrıca çay ve kahve kafein içeriğinden dolayı metabolizmayı hızlandırdığından tüketimi azaltılmalıdır.
Yemeklerinizi Süsleyin: Yemekler göze hitap etmelidir ki iştahı arttırsın bu nedenle yemekleriniz çeşitli baharatlarla süsleyebilirsiniz. Acı biber, tarçın,kimyon bunun yanı sıra saltalara veya makarnalara ekleyebileceğiniz ceviz, zeytin, nane  veya yemeğinize katacağınız salçalı soslarda bu konuda etkili olacak ve aynı zamanda yemeğinizin besin değerini arttıracaktır.
Bütün bunların ışığında söylenebilir ki düzenli bir beslenme alışkanlığı kazanılması ile sağlıklı bir şekilde kilo almak mümkündür. Ancak kilo almak için fazla yağlı, şekerli, gazlı içeceklere yönelinmemeli ve sabırlı olunmalıdır. Ayda 1,5 veya 2 kg’lık bir artış yeterlidir.