3 FARKLI ÇAY İLE HEM BAĞIŞIKLIĞINIZI GÜÇLENDİRİN HEM ZAYIFLAYIN

Hem zayıflamak hem de bağışıklığınızı güçlendirmek ister misiniz? Öyleyse bu çay tarifleri tam size göre…

zayiflatan-bitki-caylari

Havalar soğumaya başlamışken, soğuk algınlıkları kapınızı çalmaya başlamadan korunmaya ne dersiniz?  Aşağıda verdiğim 3 farklı bitki çayı tarifi (bitki çayı diyorum ama daha çok baharat içeriyor o nedenle özellikle mide rahatsızlıkları olanların dikkatli olmasını tavsiye ederim) ile hem bağışıklığınızı güçlendirip hem de fazla kilolarınızdan kurtulabilirsiniz.

 

ANCAK:

  • İçerik kısmındaki besinlerden herhangi birine alerjiniz varsa,
  • Midenizde bir rahatsızlık varsa kullanmamanızı
  • Eğer bir rahatsızlığınız yoksa da gün içerisinde başka kullandığınız bitki çayları varsa onlarla beraber toplamda 3 fincanı geçmeyecek şekilde tüketmenizi tavsiye ederim.
  • Bu çayları günde 1 kere içmenizde yeterince fayda sağlayacaktır.
  • Bitki çaylarını işe yarasın diye bolca içtiğiniz zaman ciddi anlamda rahatsızlığa sebep olabileceğini unutmayın. Hangi bitki çayını içerseniz için özelliklede bir rahatsızlığınız varsa (tansiyon, mide rahatsızlıkları, alerji, kalp rahatsızlıkları vb) lütfen günde 3 fincanı geçmemeye, gerekirse doktorunuza danışarak içmeye dikkat edin.
  • Hamile bayanlarında genel olarak bitki çaylarını dikkatli tüketmelerini bazı bitki çaylarının düşük riski oluşturduğunu yeniden hatırlatmak isterim.
  • Bütün bitki çaylarının genel bir kuralı daha; bitkiler kaynatılmaz, kaynamış suyun üzerine bitki konarak demlemeye bırakılır.

 

Sıkı bir vücut için: Tarçınlı Detoks Çay

tarcin-cayi1 fincan demlenmiş yeşil çay

1 adet kabuk tarçın

Doğal bal (1 çay kaşığından fazla olmasın)

1-2 dilim limon

1 çay kaşığı Cayenne (Kırmızı biber)

 

 

Tazelenmiş bir cilt için: Zencefilli Detoks Çay

zencefil-cayi1 fincan demlenmiş yeşil çay

1 dilim limon

1 çay kaşığı rendelenmiş taze zencefil

1 çay kaşığı bal

 

 

 

Vücudu temizlemek için: Zerdeçallı Detoks Çay

the-benefits-of-liver-detox-tea-a-turmeric-tea¼ çay kaşığı zerdeçal

Tane karabiber

¼ çay kaşığı toz zencefil

1 yemek kaşığı doğal bal

2 bardak su

 

 

 

Hindistan Cevizi Yağını Evinize Sokmak İçin 10 Neden

Hem cildinize hem sağlığınıza iyi gelecek bu yağı yakından tanımaya ne dersiniz?

hindistanceviziyagi-620x400

Biraz uzun bir aradan sonra artık toparlanma vaktinin geldiğini düşündüm vee işte tekrar buradayım. Yazmayı çok sevsem de konu bulmakta zorlanıyorum maalesef o nedenle böyle ara verme olayları olabiliyor. Neyse geçelim bugünkü konumuza “Hindistan Cevizi Yağı”.

Ben bu yağın besinsel değerlerini vücuda yararlarını elbette biliyordum fakat çok yakın bir arkadaşıma aldığım rimelin gözümden çıkmayışına yakınırken bana Hindistan cevizi yağı ile gözünü temizle en inatçı rimeller bile onunla çıkıyor demesiyle hemen denedim ve sonuç tabiki muhteşemdi.  Sonrada benim canım takipçilerim ve danışanlarımda bu yağın etinden sütünden faydalansın istedim ve başladım yazmaya.

Öncelikle kendi alanımdan başlayıp vücut için yararlarından bahsetmek istiyorum.

  • Hindistan cevizi yağı yüksek ısıya dayanıklıdır. Buda onun çok çabuk bozulmamasını doğal olarak sizlerinde zarar görmemesini sağlıyor. Evde omlet yaparken veya ufak tefek sote yada kızartma işlemlerinizi hindistan cevizi yağı ile yaparsanız çok daha sağlıklı bir besin elde edersiniz.
  • Sağlıklı atıştırmalıklara tat veriyor. Ara öğün niyetine kullanabileceğiniz besinler maalesef bazen tatsız tuzsuz olup bizi çileden çıkarabiliyor. Öyleyse napıyoruz? Yapım aşamasında bir miktar Hindistan cevizi yağı ekleyip hoş bir aroma elde ediyoruz ve yediğimiz besinden zevk alıyoruz.
  • Hindistan cevizi yağı her ne kadar doymuş yağ olsa da oldukça besleyicidir ve orta zincirli yağ asitleri içermesi sayesinde yüksek kolesterolü düşürücü ve metabolizmayı canlandırıcı etkisi bulunmaktadır.
  • hindistan-cevizi-yagi2Ağız bakımında birebir! Evet, Oil Pulling yani yağ çekme; diş ve diş etlerinizi toksinlerden, zararlı bakterilerden arındırmak ve temizlemek hatta beyazlatmak için kullanılan çok eski bir yöntemdir. 1 çorba kaşığı yağı 20 dk ağzınızda çalkalayın. Dişlerinizin arasından geçirin ve ağzınızdaki bütün noktalara temas etmesini sağlayın. Yalnız önemli bir uyarı! Dikkat edilmesi gereken nokta bu yağın asla yutulmaması gerektiğidir. Çünkü bu çalkalama esnasında antibakteriyel etkisi ile bütün mikroplar toplanmış olacaktır takdir edersiniz ki o şekilde bir yağı yutmak çok da sağlıklı olmayacaktır.
  • Hindistan cevizi yağı antimikrobiyal, antibakteriyal ve antioksidandır. Bakteri ve mantar oluşumunu önlediği gibi serbest radikallere karşıda savaşır.

 

Ufak bir hatırlatma yapıp güzellik ipuçlarına geçiyorum. Hindistan cevizi yağı oda sıcaklığında hafif katı bir kıvamdadır. Soğuk sıkım bir yağdır. Ancak elinize bir miktar aldığınızda hemen eriyecektir. Aldığınız Hindistan cevizi yağının oda sıcaklığında hangi formda olduğuna dikkat ederek almanızı tavsiye ederim.

  • En kaliteli makyaj temizleyicilerinizi bir kenara hindistan cevizi yağınızı bir kenara koyun hatta diğerlerini sonsuza kadar kaldıradabilirsiniz 🙂   En zor çıkan makyaj ürünlerini hatta waterproof rimelleri yada uzun süre kalıcı rujları bile çok rahat ve hiç zarar vermeyecek şekilde temizliyor. Üstelik tamamen doğal bir ürün kullandığınız için (alerji durumu yoksa) cildinize yada gözlerinize zararda vermiyor.
  • Kuru bir cildiniz varsa hiç çekinmeden nemlendirici olarak bir miktar hindistan cevizi yağını cildinize veya vücudunuza uygulayabilirsiniz. Ayrıca tahriş olmuş kızarmış ciltlere de iyi gelecektir.
  • hindistan-cevizi-yağı-saç-maskesiYumuşacık saçlar istiyorsanız doğru adrestesiniz duştan önce saçınıza farklı malzemelerle de karıştırıp maske şeklinde uygulayabileceğiniz gibi duş esnasında saç kremi yerine de kullanabilirsiniz. Üstelik şekil almayan kıvırcık saçlarınız varsa buklelerinizi belirginleştirmek içinde bu yağdan saçınızı kuruladıktan sonra şekil vermek için az miktarda kullanabilirsiniz.

 

 

  • Hindistan cevizi yağını deodorant gibi kullanabilirsiniz. Sadece koltukaltına değil ayaklarınıza da bir miktar sürerek oluşabilecek kötü kokuyu önleyebilirsiniz. Aynı şekilde dişlerinizi fırçalamadan önce veya fırçalama esnasında da yine bu yağdan faydalanırsanız oldukça ferah bir koku bırakacaktır.
  • Manikür hastalarına da müjde 🙂 Hiç zarar vermeden tırnaklarınızdaki kütikül tabakayı itmek için vede çabuk kırılan tırnaklarınız varsa tırnaklarınızı güçlendirmek için bu yağı mutlaka denemelisiniz.

Bu kadar mı diyorsanız eğer tabiki bu kadar değil ama bilmeniz gereken belli başlı faydalar bunlardır. Bence hem cilt hem vücut sağlığınızı korumak için sadece bu 10 madde bile hindistan cevizi yağını evinize mutlaka almanız için yeterli olacaktır.

 

Muzlu Yulaflı Muffin

unsuz, şekersiz harika bir tatlı isteyenlere…

IMG_20160611_213049Ramazanın gelmesiyle beraber iftardan sonra tatlı krizleri başladı 🙂 E tabi bende boş durmadım sizin için güzeeel tarifler ayarladım. Üstelik bu tariflerin hiç birinde un veya şeker yok. Hatta tatlandırıcı kullanmanıza bile gerek kalmayacak. Hazırsanız ilk tarife geçelim. İlerleyen zamanlarda diğer tarifleri de denedikçe buradan ve instagramdan paylaşım yapacağım…

Malzemeler:

1 bardak çekilmiş yulaf ezmesi

1 tatlı kaşığı kabartma tozu

1 tutam toz tarçın

2 yemek kaşığı ezilmiş muz

2 yemek kaşığı süzme yoğurt

1 yumurta

2 kaşık süt

Damla bitter çikolata

*isteğe göre vanilya aroması eklenebilir

Yapılışı:

Önce yulafı, tarçını, kabartma tozunu karıştırın. Başka bir kapta yoğurdu, yumurtayı, muzu ve sütü iyice karıştırdıktan sonra yulaflı karışımı ekleyin. Hafif akışkan bir karışım elde edince karışımı muffin kaplarına paylaştırın… Bitter çikolataları ister üstlerine ekleyin ister içine ekleyin seçim size kalmış. Ben çok az miktarda içine ekleyip daha çok üstüne ekledim.  Mikrodalgada 1 dakikada pişirebileceğiniz gibi fırında da 10- 15 dakika da pişirebilirsiniz o yüzden dikkatli olun başından ayrılmayın fazla 🙂

 

Biliyorum şuan bunun kaç kalori olduğunu düşünüyorsunuz, kaloriye takılmamak gerektiğiniz yüzlerce kez söyleyen biri olarak sütlü yada şerbetli tatlılardan kat kat daha düşük kalorili ama onlara göre daha kaliteli bir tatlı olduğunu belirtmemde fayda var.

Yapanların yorumlarını bekliyorum…

                                                                                                                            Afiyet Olsun…

 

Gıda Katkı Maddeleri

Etiket okuma alışkanlığını kazanmanız için çok büyük bir nedeniniz var.

Woman checking food labelling in supermarket

 

Sağlıklı beslenmek adına çabalıyor fakat bir sonuç elde edemiyor musunuz? Tamamen sağlıklı olduğunu düşündüğünüz pek çok gıdanın içerisinde hangi kimyasallar var hiç düşündünüz mü? Çocuğunuza verdiğiniz hazır meyveli yoğurtlar, kakaolu sütler ve paketlenmiş diğer ürünler ne gibi tehlikeler içeriyor farkında mısınız? Kendinizin veya çevrenizdekilerin sağlığını düşünürken bir yerlerde hatta en temellerde sağlam olmayan birkaç taş olabilir. Şimdi bunları hep beraber inceleyelim.

 

Gıda katkı maddeleri:

  • Koruyucular
  • Gıdanın dokusunu, hazırlanma ve pişme özelliğini iyileştirenler
  • Aromayı ve rengi geliştiriciler
  • Besin değerini koruyucu, geliştiriciler

 

Şeklinde gruplandırılabilirler. Her bir grupta farklı katkı maddeleri kullanılmaktadır. Gıda katkı maddelerinin kullanım amacı çok çeşitli sebeplerle olmaktadır ve genel başlıklar yukarıdaki 4 madde ile belirtilmiştir. Şimdi bunları sırasıyla inceleyelim:

 

Koruyucular:

 

Sodyum Sülfitler ve Sodyum Nitrat

Etiketlerde E250 koduyla yer alan raf ömrü uzatıcı koruyucu madde işlenmiş et ürünlerinin (şarküteri) vazgeçilmezi. Özellikle çocukların bolca tükettiği tost, pizza gibi ürünlerde kullanılan sosis, salam, sucuk, pastırma gibi işlenmiş etlerde bulunur. Hazır baharat ve köfte karışımlarında da bulunur. Aynı zamanda gıda koruyucusu olarak ve fermente içeceklerin kaplarında da kullanılırlar. Fırınlanmış ürünler, çaylar, çeşniler, deniz ürünleri, reçeller, jöleler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, konserve ve suyu alınmış sebzeler, dondurulmuş patates ve çorba karışımlarında ve içeceklerde de bulunurlar.

Bu katkı maddeleri, nitrosaminler denilen kanser oluşturucu kimyasalların oluşumuna yol açarlar. Sülfit duyarlılığı olanlarda baş ağrısı, nefes problemleri, kaşıntı yaratır. Nadir Pankreas kanserini yüzde 67, lösemi riskini yüzde 700 oranında arttırırlar. Başta kolon kanseri olmak üzere her çeşit kanseri tetikler. Çocuklarda beyin tümörü oluşumuna sebep olabilmektedir. Bu nedenle özellikle cenin, bebek ve çocuklar için tehlikelidir.

Bu zararlar E220, E222, E223, E224, E225 ile E249, E251, E252 diye belirtilen kodlar için de geçerlidir.

 

Benzoatlar 

Benzoatlar, muz, kek, hububat, çikolata, soslar, katı ve sıvı yağlar, meyankökü, margarin, mayonez, süt tozu, patates tozu ve kuru maya gibi bazı gıdaların işlenmesi sırasında gıda koruyucusu olarak kullanılır. Fırın mamulleri, peynir, sakız, çeşni, dondurulmuş mandıra ürünleri, yumuşak şeker gibi gıda ürünlerinde, eczacılıkta ağız yoluyla alınan birçok ilaçta, öksürüğe karşı antiseptik ve mantara karşı merhem yapımında kullanılır. Astıma, sinirsel bozukluğa ve çocuklarda hiperaktiviteye, kurdeşene neden olabilir ve astımı ağırlaştırabilir.

 

Bu gurubun önemli bir kısmını parabenler oluşturur. Parabenler gıda, kozmetik ve ilaçlarda koruyucu olarak kullanılırlar. Metil, etil, propil, butil paraben ve sodyum benzoat bunlara örnektirler. Bu maddelere duyarlı kişilerde alındıklarında, ağır cilt bulguları veya deride kızarıklık, şişlik, kaşıntı ve ağrıya neden olurlar. Dokulara yerleşen parabenler östrojen hormonlarını artırarak dengeyi bozmakta ve kanser tümörleri oluşmaktadır.

 

E310 Propyl Gallate

Bu koruyucu, katı ve sıvı yağların bozulmasını önlemek için kullanılmaktadır. Bitkisel yağlarda, et ürünlerinde, dilimlenmiş patateslerde, hazır çorbalarda ve sakızlarda koruyucu katkı maddesi olarak kullanılmaktadır. Kansere sebep olabilir. Gastrit ve cilt tahrişine neden olabilir, kandaki hemoglobine zarar verdiği için bebek ve küçük çocuk gıdalarında izin verilmemiştir.

 

E320 BHA ve E321 BHT

Butillenmiş hidroksianisol(BHA) ve Butillenmiş hidroksitoluen(BHT) katı ve sıvı yağların bozulmasını, küflenmesini önlemek için kullanılmaktadır. Tahıl ve ürünlerinde, sakızlarda, bitkisel yağlarda, patates cipslerinde, tazeliğini muhafaza etmek için bazı paketlenmiş gıda maddelerinde kullanılmaktadır. Bebe mamalarında izin verilmemiştir. Alerjik reaksiyon yapabilir, hiperaktiviteye, kanserojen, estrojen etkilere ve diğer olumsuzluklara sebep olabilir.

 

Gıdanın dokusunu, hazırlanma ve pişme özelliğini iyileştirenler:

 

Trans Yağ

Etiketlerinde margarin ve bitkisel katı yağları içeren krakerler, hazır köfte, çikolata, kuru pasta, bisküvi, pasta ürünleri, pizza hamuru, gofret, cips, salata sosları, ekmek ve benzeri ürünleri tüketmekten kaçınmalısınız. Bunlar ürünlerin raf ömrünü uzatmak, lezzetini sabit tutmak ve ucuza mal etmek için kullanılmaktadır.

Trans yağ, kötü kolesterol (LDL) seviyesini yükseltir. Kalp krizi, kalp rahatsızlığı ve inme riskini ciddi ölçüde arttırır. Trans yağlar bağışıklık sistemini zayıflatır, insülin direncini arttırır, karaciğeri ve üreme sistemini etkiler. Gebelerde düşüğe, doğum ağırlığına neden olur ve anne sütünün kalitesini bozar. Hücre zarına da zarar verir.

Gıda etiketlerinde “hidrojenize yağ” içerdiği belirtiliyorsa bunun anlamı trans yağ içerdiğidir. Yani bu yazıyı gördüğümüzde elimizdeki ürünü rafa geri bırakıyoruz.

 

E924 Potassium Bromate

Bu katkı maddesi ekmek ve unlu gıdalarda hacım artırmak ve daha güzel ekmek içi yapısı oluşturmak için kullanılmaktadır. Bromat hayvanlarda kansere sebep olmaktadır. Bromat ABD ve Japonya dışında bütün dünyada yasaklanmıştır. Bazı un üreticileri, irmik altı diye adlandırılan kalitesiz unlara kanserojen etkisi yüzünden katılması yasak olan benzol peroksit ve potasyum bromat gibi bazı katkı maddelerini ekleyerek, rengini beyazlatıyor ve ekmeklik unmuş gibi fırınlara pazarlıyor. Beyaz ekmekten uzak durmanız için artık geçerli bir sebebiniz daha var.

 

Aromayı ve Rengi Geliştiriciler:

İşte en tehlikeli yerlerden birine geliyoruz. “Light” adı altında tükettiğiniz pek çok ürünün sağlığınızı nasıl tehdit ettiğine yakından bakalım:

 

aspartam-nelerde-varAspartam (Nutrasweet, Equal) E951

Bu yapay tatlandırıcılar diyet soda, diyet gıdalar ve düşük kalorili gıdalarda kullanılmaktadır. 2005 de yapılan en son araştırmalar küçük dozlarda bile farelerde beyin tümörleri ile birlikte lenf ve kan kanseri meydana getirdiğini ortaya koymuştur. Suni tatlandırıcılar gıda değil kimyasaldır. Tüm diğer gıda ve gıda katkı maddelerinin toplamından daha fazla yan etkisi vardır.

Özellikle aspartama duyarlı bireylerde daha yoğun bir şekilde belirti verir. Baş ağrısı, baş dönmesi, unutkanlık, eklem ağrısı, bulantı, uyuşukluk, kas spazmları, şişmanlık, depresyon, korku atakları, huzursuzluk, konvülsiyon, uykusuzluk, görme kaybı, işitme kaybı, kulak çınlaması, yorgunluk, tat kaybı, Parkinson, çarpıntı, nefes darlığı, cilt döküntüleri, MS (Multipıl Sıkleroz) gibi hastalıkların yanı sıra beynin işleyiş sürecini yavaşlatır, kanseri tetikler.

Özellikle zayıflamak için suni tatlandırıcı kullananların bilmesi gereken önemli bir etki de metabolizmayı yavaşlatarak aslında daha fazla yağ biriktirmeye neden olması. On binden fazla gıda maddesinde kullanılıyor.

 

E950 Acesulfame-K 

Asesulfam-K normal şekerden 200 defa daha tatlıdır. Fırın ve pasta ürünlerinde, sakızlarda, jelatinli şekerlemelerde ve meşrubatlarda kullanılmaktadır. Herhalde kanserojen etkisinin olduğunuda ekstra belirtmeme gerek yoktur.

 

Yüksek Fruktozlu Mısır Şurubu :

Ketçap, krema, soda, kola, gazoz, şekerleme, hazır çorba, çikolata, gofret, puding, hazır kek gibi özellikle çocukların sıkça tükettikleri gıda değeri olmayan besinlerde bolca kullanılır. Bazı çalışmalar, yüksek fruktozlu mısır şurubuna intoleransı olan insanlarda kronik karın ağrısı ve diğer sindirim bozuklukları ortaya çıktığını göstermiştir. Bunun yanı sıra diyabete, kansızlığa ve obeziteye davetiye çıkarıyor.

 

Gelelim tükettiğimiz hazır gıdalar arasında en kötü etkili lezzet arttırıcıya:

Monosodyum Glutamat (MSG) ya da E621

MSG hazır çorbalar, salata sosları, sucuk, salam, sosisler, tütsülenmiş balık, BÜTÜN CİPSLER, gofretler ve bazı soya soları gibi pek çok paketlenmiş gıda maddelerinde lezzet arttırıcı bir eksitoksindir. Eksitoksin, hücreleri aşırı uyarır. Bu da hassas sinir hücrelerin zarar görmesine ve ölmesine neden olur.

 

Merkezi sinir sistemi tahribatı ve buna bağlı olarak Alzheimer, Parkinson, Huntington hastalıkları, sara (epilepsi), retinal dejenerasyon (göz retina tabakası hasarı), yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, obezite, büyüme hormonu baskılanması, pankreas hasarı, ensülinde artış ve buna bağlı olarak diyabet; ayrıca böbrek ve karaciğerde hasar yaratır. Baş ağrısı, bulantı, ishal, terleme, göğüste sıkışma, boyun arkasında yanma gibi belirtiler ortaya çıkabilir.

Etiketlerde glutamin, glutamat, MSG ve monosodyum glutamat olarak yer alan bu zehir, tatlı-tuzlu her türlü yiyeceğin lezzetini arttırdığı için gıda üreticileri tarafından bolca kullanılıyor.

 

Gelelim işin renklendirme kısmına:

Yapay gıda renklendiricileri çocuklarda davranış bozukluklarına ve önemli ölçüde IQ seviyesinin düşmesine yol açıyor. Hazır gıdalarda bol bol kullanılıyor. Meyve ezmelerinde, gazlı içeceklerde, hazır pudinglerde, toz kremalarda, çorbalarda, soslarda, dondurmada, tatlılarda, sakızda, jellerde, marmelatlarda, meyveli yoğurtlarda, reçellerde, ketçap, mayonez hardalda ve hatta sucuklarda bile (ev yapımı sucuk kahverengi iken marketten aldığınız sucuk nasıl iştah açıcı bir şekilde kırmızı olabiliyor?) bu tür boyalar bulunuyor.

İşte sıklıkla tükettiğiniz, sizi günden güne kansere sürükleyen gıda boyaları:

101798

Sunset yellow (E110)

Tartrazin ( E102)

Karmoisine (E122)

Panceau (E124)

Quinoline (E104)

Allura red (E129)

Sodyum Benzoat (E211)

E133 Blue 1 ve Blue 2 (Brilliant blue FCF)

E127 Red 3(Erythrosine)

 

Bu belirttiğim kodlara sahip renklendiricilerin bir kısmı Norveç, Avusturya, İsviçre, Almanya ve Amerika gibi ülkelerde yasaklanmıştır. Yan etkileri hemen hemen aynıdır. Tiroid kanseri, kurdeşen dökme ve astım atakları, hipertroidi, alerji, hiperaktivite gibi belirtiler vermektedir.

 

İşte gördüğünüz gibi etiket okumak sadece kalori değerine bakmakla olmuyor. Her zaman söylüyorum kalori değil içerik önemlidir diye. Tükettiğiniz besinin içeriğini bilin, daha çok doğal beslenmeye çalışın. Marketlerden hazır meyveli yoğurtları sizde yemeyin çocuklarınıza da yedirmeyin 1 dakikanızı ayırıp meyveyi kendiniz ekleyin yoğurdunuza kimsenin hayatını tehlikeye atmayın. Paketli gıdalar kilo almanıza sebep olduğu gibi sağlığınızı da son derece önemli bir şekilde etkiliyor. Bir an önce etiket okuma alışkanlığı kazanmanız çok önemli tehlikeli olduğunu düşündüğünüz maddeleri mümkün olduğunca kullanmamaya çalışın. Nadir durumlarda yani ayda yılda bir dediğimiz zamanlarda tüketmeniz daha sağlıklı olacaktır.

 

 

Yulaflı Truff

Tatlı ihtiyacına pratik bir çözüm…

coconutMalzemeler:

4 yemek kaşığı yulaf ezmesi

Yarım su bardağı fındık

2 adet muz

1 yemek kaşığı keçiboynuzu pekmezi

Yarım paket kakao

Süslemek için tercihe göre:

Hindistan cevizi

Antep fıstığı

File badem

Yapılışı:

Muzu ezip keçiboynuzu pekmezini üzerine ekliyoruz. Yulaf ezmesi, fındık ve kakaoyu rondodan geçirdikten sonra onu da muz ve pekmez karışımına ilave ediyoruz. Hepsini iyice karıştırıp yuvarlak toplar yapıyoruz. Üzerine isteğe bağlı badem, antepfıstığı veya Hindistan cevizi ile süsleyip buzdolabında biraz bekletiyoruz. Ara öğünlerde tatlı krizine çözüm olarak tüketebilirsiniz 🙂

 

LEPTİN VE GHRELİN

Size insülin gibi bir hormonun daha olduğunu ve bu hormonun kilo kaybınız üzerinde bizzat etkili olduğunu hatta tiroitlerinizin bile bu hormon denetiminden geçtiği söylesem?

 

Hepimiz artık insülin direncinin sağlığa ve kilo verme hızına olan kötü etkisini biliyoruz. İnsülini arttıran yiyecekler tükettiğimizde; yağ depolanmamızı arttırıyor, çok fazla karbonhidratlı( rafine ve işlenmiş ) ve sağlıklı olmayan yağlardan beslendiğimiz zaman bizzat kendi ipimizi kendimiz çekiyoruz.  Peki, size insülin gibi bir hormonun daha olduğunu ve bu hormonun kilo kaybınız üzerinde bizzat etkili olduğunu hatta tiroitlerinizin bile bu hormon denetiminden geçtiği söylesem?

Bir önceki “Uyku ve Zayıflama İlişkisi” başlıklı yazımda değindiğim birbirinin tersi şeklinde çalışan leptin ve ghrelin hormonlarından bahsediyorum. Bakalım neymiş bu hormonlar?

LEPTİN: Bu hormon 1994 yılında tıp dünyasına bomba gibi düşmüş. İnsülin hormonu gibi leptin hormonu da diğer hormonların işleyişini bunun yanı sıra vücudun fizyolojik işlevlerinin yürütüldüğü Hipotalamusu etkiliyor (kontrol ediyor) ve bilin bakalım nereden salgılanıyor?

Yağ hücrelerinden 🙂 Ama bu onun kötü bir hormon olduğu anlamına gelmiyor tabi. Temel görevi anlayacağınız üzere metabolizmayı kontrol altında tutmak. Bunun tiroidin görevi olduğunu düşünsek de aslında tiroit hormonu da leptin hormonu ile kontrol edilmektedir. Kendisi direkt olarak yağ yakmasa da; yağ depolamanıza, yağ yakmanıza, acıkıp acıkmadığınıza bu hormon karar veriyor. Diğer hormon sistemleri de leptinden etkilenmektedir.

Leptin vücudun “Ben Doydum”  sinyalidir. Yani eğer leptin direnciniz varsa kilo veremeyişinizin veya sürekli doymamış hissinizin sebebi bu olabilir. Tıpkı İnsülin direncinde olduğu gibi, leptin seviyesinde dalgalanmalar yaratan besinler aşırı miktarda tüketildiğinde leptin resöpterleri kontrolü elden bırakırlar, kendilerini kapatırlar. Bu şekilde leptin direnci oluşur ve insülin direncinde olduğu gibi fazla salgılansa dahi işe yaramaz; beyninize doydum mesajını iletemez. Sonuç olarak sizde olabildiğince yemeye ve kilo almaya başlarsınız. Tabi leptin hormonu kontrolü bıraktığı için kilolarınızın yanı sıra oluşacak olan hastalıklarla da baş etmek zorunda kalırsınız.

Leptin direnci kandaki trigliserid miktarıyla doğru orantılıdır. Yani çok fazla rafine ve işlenmiş karbonhidrat tüketimi leptin direncine davetiye çıkarıyor diyebilirim. Aklınızı okuyorum şuan diyorsunuz ki; “Ben bunu nasıl engellerim, ne yaparsam leptin direncim olmaz veya nasıl leptin hormonumun düzenli çalışmasını destekleyebilirim?” Leptin hakkında yeterince bilgi verdiğimi düşünerek size bir iyi bir de kötü haber vermek istiyorum. Kötü haber; leptin hormonunu dengeleyecek hiçbir gıda maddesi yoktur. Yani elma yiyin leptin hormonlarınız çalışsın, armut yemeyin leptini azaltırsınız diye bir olayımız yok. Öyleyse gelelim iyi habere; Leptin hormonunu dengelemenin tek bir yolu var o da düzenli “uyku”. Eğer geceleri düzenli bir uyku sisteminiz varsa ve kaliteli uyku çekebiliyorsanız tebrikler leptin hormonunuzu dengeleyebilirsiniz.

Leptin hormonunu dengeleyen bir gıda olmadığını söyledim ancak leptin direnci oluşturmamak için yapabileceğiniz bir şey yok demedim. Şimdi leptini İnsülin gibi düşünelim; eğer glisemik yükü olmayan veya oldukça düşük olan besinleri tercih ederseniz leptin direncini oluşturmaktan korunmuş olursunuz. Yani her şey düzenli bir uyku ve sağlıklı bir beslenme şekline bağlı. İnsülin ve leptin doğru orantılı çalışıyor siz ne kadar insülin salgılatan besinlerle beslenirseniz o kadar leptin hormonunun dengesi ile oynarsınız. İşin sırrı glisemik indeksi düşük bir beslenme programından geçiyor. Ancak yapılan bazı çalışmalarda ani kilo kayıplarının yani bilinçsizce kilo vermenin de leptin hormonunun azalmasına sebep olabileceğinden bahsediyor. Ne yapalım kilo mu vermeyelim? Hayır tabiki.  O yaptığınız kaçamaklar var ya işte onlar bazen hayat kurtarıyor 🙂 leptin hormonunun seviyesi düşmeye başladıkça sizin yapacağınız o bol basit karbonhidrat içerikli kaçamaklar leptin seviyelerini yeniden yükseltiyor ancak siz bunu sürekli değil de ara ara yapacağınız için doğal olarak sadece sisteme katkı sağlıyor fakat leptin direnci oluşturmamış oluyorsunuz.

Leptin direncinizin olduğunu düşünüyorsanız aşağıdaki maddelere bir göz atın derim:

  • Fazla kilolu olmak
  • Egzersizlere rağmen vücut şeklinin değişmemesi
  • Kilo kaybının olamaması, sürekli kilo artışı olması
  • Bel bölgesinde yağlanma
  • Sürekli şeker veya kafein ihtiyacı
  • Sürekli atıştırma (özellikle tatlı) isteği
  • Geceleri bir anda oluşan yeme isteği
  • Uyku problemi
  • Yemeklerden sonra atıştırma isteği olması
  • Sürekli stres hali
  • Yemeklerden sonra oluşan halsizlik
  • Ve tabiki yüksek trigliserid seviyesi

 

194691Eğer bu maddelerin birçoğu size uyuyorsa bir tehlike var demektir. Bu belirtiler size tanıdık geldiyse söyleyeyim bunlar aynı zamanda insülin direncinin de belirtisidir. Hemen bir kan tahlili yaptırmanızı, uyku düzeninizi gözden geçirmenizi ve de tabiki sağlıklı beslenmeye geçiş yapmanızı tavsiye ederim.

 

GHRELİN: Ghrelin hormonu leptinin tam tersi çalışan bir hormon olup beyne “ben açım” sinyallerini veren hormondur. Ghrelin hormonu da tıpkı leptin hormonu gibi uyku düzeni ile doğrudan ilişkilidir. Mideniz boş olduğunda mide tarafından salgılanır ve iştahınızı arttırır. Eğer leptin ve ghrelin hormonlarında bir dengesizlik oluşursa tatlı besinlere karşı koymanız oldukça zorlaşacaktır. Bunun sonucunda bel bölgesinde önüne geçilemez bir yağlanma başlayacaktır. Bunun sebebi canınızın özellikle besleyici içeriği düşük ve çok kolay yağa dönüşebilecek olan besinleri arzu edecek olmasıdır.  Yapılan bazı araştırmalar göstermiştir ki mideyi geç terk eden besinler ile ghrelin hormonu arasında bir doğru orantı vardır. Yani siz ne kadar doyurucu ve mideyi geç terk eden kaliteli proteinler ve sağlıklı yağlar ile beslenirseniz o kadar sağlıklı çalışan bir ghrelin hormonunuz var demektir.

 

Görüldüğü üzere vücutta çalışan pek çok hormon ve o hormonları da kontrol eden ana hormonlar var. Bu hormonların çalışma mekanizması oldukça karışık ve sürekli etkileşim içerisinde oldukları için her hangi bir aksama durumunda hemen olmasa bile zamanla vücutta çok büyük zararlara sebep olmaktadır. Bunu şimdi engelleme şansınız varken kullanın ilaçların eline düştüğünüz zaman onlarında yan etkileriyle uğraşacak olmanız bir hayli can sıkıcı olup, kısır bir döngüye girmenize sebep olacaktır. Sağlıklı çalışan bir mekanizmanız varsa çok şanslı olduğunuzu bilin vücudunuz muazzam bir denge içerisinde ve eğer bunu bozarsanız geri toparlamanın çok da kolay olmayacağını üstüne basa basa hatırlatmak isterim. Şimdi bir önceki yazıda uyku düzeni ile ilgili önerilerimi uygulamanızı, kendinize bir uyku düzeni oluşturmanızı, dengeli beslenmenizi, aktif yaşamanızı (sporu kastediyorum tabiki) ve yeteri kadar su içmenizi son kez hatırlatarak hepinize sağlıklı, mutlu ve huzurlu günler diliyorum…