DOST OLMANIZ GEREKEN 3 BEYAZ

Biliyorsunuz ki un, tuz ve şeker sağlık açısından uzak durmamız gereken ama tadı dolayısıyla çok da uzak duramadığımız, adını 3 beyaz olarak koyduğumuz bir grup. Pek çok hastalığa davetiye çıkarmakla kalmıyor günümüzde aşırı kiloların da 1 numaralı sebeplerinden kendileri. Ama bugün farklı bir 3 beyazdan bahsedeceğim Çünkü bahsedeceğim bu 3 beyazın üçünüde her yaş grubunda sorunsuzca tüketen kişilerin az olduğunu biliyorum ve sevmeniz için size önemli nedenler sunacağım ama bunların üçünü de seviyorsanız ne kadar doğru tercihler yaptığınızı bir kez daha anlayacaksınız. Gelelim bu üç beyaza; Nedir bu üç beyaz ?Aslında cevap çok basit; “ Süt Grubu Besinler” … Gelen danışanlarımın birçoğu ya kefiri sevmiyor ya sütü yada yoğurdu fazla tüketemiyor. Eğer süt ve süt grubu besinleri tüketmenizi önleyecek örneğin laktoz intoleransı gibi bir sağlık probleminiz yoksa bu yazıyı bir an önce okuyup neler kaçırdığınızı bilin isterim …
Önce sütün kendisinde başlayalım; Besleyici değeri oldukça yüksek olan süt her yaş grubu için oldukça faydalı olup,  küçük çocuklarda büyüme ve gelişmenin en önemli etkenidir. Yağlanma problemi yaşayan bireyler için uzmanların yaptığı araştırmaya göre sütün içindeki kalsiyumun vücuttaki yağlanmayı azaltarak kilo kontrolü sağlamaya yardımcı olduğu ortaya konmuş. İçinde sadece kalsiyum ve protein mi var? Tabii ki Hayır! İçeriğinde su, yağ, protein, karbonhidrat, vitaminler ve mineraller bulunduruyor. Sütün ortalama .%87.3 ‘ü su, %3.5 i yağ  %3.4 ü protein ve %0.7 si minerallerden oluşuyor. İçeriğindeki mineral ve vitaminlerden antioksidan olan A vitamini ve çinko sayesinde süt içtiğiniz zaman cilt sağlığınız korunmuş oluyor; cildi nemlendirip yıpranmayı ve yaşlanmayı engellemiş oluyorsunuz. İçerdiği yüksek protein ile vücut dokularına iyi gelen süt aynı zamanda beyin fonksiyonlarınada iyi geliyor;  odaklanmayı, yeteneği ve hafızayı güçlendiriyor o nedenle özellikle çocukların zihinsel gelişimi için mutlaka süt tüketimine özen gösterilmesi gerekiyor.
Hipertansiyon tedavisinde sütün olumlu etkileri biliniyor. Hipertansiyon için kullanılan bazı ilaçların olası olumsuz etkilerini azaltmada sütün yararları olduğu saptanmış. Yağsız ya da % 1 yağ içeren süt vücuda daha fazla kalsiyum sağlıyor. Kalsiyum da tansiyonu, daha da önemlisi kalp-damar hastalığı riskini azaltabiliyor. Az yağlı olan sütteki hayvansal yağ azaldığı için doğrudan kolesterol düşürüyor. Dolayısıyla özellikle süt ve grubunu az yağlı olanlardan tercih etmek, hem daha fazla kalsiyum alımını sağlıyor, hem de günlük doymuş yağ ve kolesterol alımını azaltıyor. Sütün aynı zamanda kansere kaşı koruyucu olduğu hatta bağımlılık yapıcı; alkol, sigara, kahve tüketen kişileri bile koruduğu gözlemlenmiş. Günümüzde sıkça görülen osteoporoza karşıda oldukça önemli olup gerekli D vitamini ve kalsiyum ihtiyacını karşılamaya yardımcı oluyor.
Gelelim KEFİR’in faydalarına: Tabir-i caizse gerçekten saymakla bitmeyen faydaları var ama hemen en önemlilerini anlatayım ben size öncelikle kansere karşı oldukça güçlü bir koruyucu olup tümörlü hücreleri inhibe etme özelliğine sahiptir. Zeka ve zihin gelişimine oldukça yardımcıdır. Yüksek oranda kalsiyum, fosfor, A vitamini, B vitamini, D vitamini içerir ve iyi bir aminoasit kaynağıdır. Rahatlatıcı etkiye sahip olup sinir sistemine iyi gelmektedir. Probiyotiktir yani bağırsak sisteminin sağlıklı çalışması için birebirdir. Düzenli tüketilirse bağırsak problemlerine iyi gelir. Antibakteriyel özelliği vardır. Alerjik hastalıklara karşı koruma sağlar. Ülsere karşı faydalı olup şeker hastalığına karşıda oldukça etkilidir; şekeri düşürmeye yardımcı olur. Kan basıncını düzenler, kolesterol düşürücü etkisi vardır. GUT hastalığına ve safra kesesi hastalıklarına iyi gelmektedir. İşte özetle ve en kısa haliyle bile bu kadar yararı olan kefiri içmek için daha fazla beklemeyin derim : )
3 Beyazın bir diğer önemli üyesi YOĞURT: Yoğurdun bağışıklı sistemin güçlendirdiğini hepimiz biliyoruz bunun yanı sıra bağırsak sistemine iyi geldiğini de artık ezberledik fakat başka nelere yarıyor bu yoğurt? Bazı bünyeler yapısı gereği sütteki laktozu sindiremez. Bu durum fiziksel rahatsızlıklara neden olur. Sütte bulunan laktoz, yoğurtta laktik asite dönüştüğünden,  yoğurdun sindirimi daha kolay olmakta ve gerekli besinler yoğurttan sağlanabilmektedir. Stres, alkol, kolalı ve karbonatlı içeceklerle zarar gören sindirim sistemini korur. Tüberküloz hastalığına karşı doğal bir antibiyotik etkisi gösterir. Yoğurt kolesterol emilimini azaltır, probiyotik aktiviteye sahiptir ve çocukların bulaşıcı karaciğer iltihabı (hepatit) hastalıklarının tedavilerine yardımcı olarak kullanılır. Ayrıca yoğurt, bağırsaklarda bulunan tehlikeli ve zararlı mikropların yaşamasını engeller. Yoğurt, enfeksiyonel hastalıklara karşı vücudun direncini arttırarak özellikle kış aylarında sık görülen gribe yakalanma riskini düşürür. Bu konuda yapılan bir çalışmaya göre düzenli olarak yoğurt yemek hastalık (grip) sürecini %20 oranında kısaltıyor. Yoğurt aynı zamanda bağırsak, vajinal ve solunum yolu enfeksiyonlarına karşı da koruma sağlıyor. Bunların yanı sıra yoğurt kilo kontrolü sağlama konusunda bire bir! Yoğurt yüksek kalorili atıştırmalıklara oranla daha uzun süre tok hissetmenizi sağlıyor. Ayrıca yüksek mineral ve vitamin içeriğiyle besin değeri yüksektir. Yoğurdun kilo vermeye etkisi üzerine Tennessee Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, diyet yaparken atıştırmalık olarak yağsız yoğurt yiyenler hiç atıştırmalık yemeyenlere oranla %22 daha fazla kilo veriyor ve bel bölgesindeki yağları %81 oranında daha fazla yakıyor. Araştırmada, düşük kalorili diyet yapan kişilerin diyetlerine yoğurt ilave edildi ve gün içinde 3 öğün yağsız yoğurt yiyen aşırı kiloluların yoğurtsuz diyet uygulayanlara göre yüzde 22 daha fazla kilo verdikleri görüldü. Ayrıca, bu kişilerin yüzde 61 daha fazla yağ yaktıkları tespit edildi. Yoğurt aynı zamanda menopoz döneminde görülen terlemeleri azaltmak için tavsiye edilmektedir. Yine bu dönemde görülen kemikle ilgili problemlerin riskini azaltmak için tüketilebilir. Bittimi? HAYIR! Yoğurt cildi güzelleştirir içten vücudunuzu güzelleştirirken yapacağınız maskeler ile hatta direkt olarak yoğurdu yüzünüze sürseniz bile cilde parlaklık kattığını ve cildi nemlendirdiğini göreceksiniz. Yoğurt yüzü temizlemek ve gözenekleri açmak için, akne oluşumunu engellemek, cildi nemlendirmek ve dokusunu canlandırmak için oldukça etkilidir.
Görüldüğü gibi süt ve süt grubu besinlerin vücuda faydaları saymakla bitmiyor en fazla verimi alabilmek için günde 1-2 porsiyon mutlaka tüketmeniz ve mümkün olduğunca hepsinden yararlanmanız gerekiyor. Eğer herhangi biriyle aranız iyi değilse meyvelerle beraber tüketmenizi tavsiye ederim.. Sevmediğiniz besinleri sevdiğiniz besinlerle beraber tüketirseniz ve kendi tariflerinizi oluşturursanız sevmediğiniz hiçbir besin kalmayacağına eminim : )

 

BAĞIRSAK PROBLEMLERİNDE BESLENME

Günlük yaşamımızda; iş hayatı, ev hayatı, sosyal hayat derken zaman zaman beslenme şeklimizin düzensizleşmesine sebep olabiliyoruz bu nedenle ortaya bağırsak problemleri çıkabiliyor. Bunların haricinde bazı sağlık problemleri de barsak sorunları yaşatabiliyor, bunlardan bazıları:
Mide ve barsak hastalıkları
Hava yutmak
Sindirilmemiş besinler- besin intoleransları
Kronik kabızlık-ishal
İrritabl barsak sendromu
Barsak problemlerinin yanı sıra bazı durumlarda gaz ve şikinliğe neden olabiliyor:
Çok hızlı yemek yemek
Yemek yerken konuşmak, mideye hava kaçması
Çok yüksek miktarda mayalı ( poğaça, ekmek v.b) besinler tüketmek
Gazlı içecekleri fazla tüketmek
Çok fazla miktarda çiğ yeşillik-sebze ve meyve tüketmek
Yağlı-kızartma besinler tüketmek
Gereğinden fazla miktarda yemek tüketip, mideyi zorlamak
Sıkı kemer ve beli sıkan kıyafetler giymek
Bu maddelere dikkat ederek beslenme şeklinizi düzenlerseniz gaz ve şişkinlik probleminizi giderebilirsiniz..
Genel olarak her gün düzenli olarak 1 defa tuvalete çıkılması bireyi rahatlatmaktadır ancak bu sürenin uzaması ve tuvalet ihtiyacını giderirken zorlanılması “Konstipasyon” yani “Kabızlık” olarak isimlendirilir. Kabızlık sorununuz varsa beslenmenizdeki posa miktarını arttırmalı bol posalı besinler tüketmelisiniz bunun için; tam buğday unu içerikli ürünleri tercih etmeli, taze sebze- meyve tüketimini arttırmalı, haftada 2-3 kez kurubaklagil tüketimine özen göstermeli ve yağlı tohumlu besinlerin tüketimini biraz daha arttırmalısınız. Sabah kalktığınızda bir barda ılık suyunuzla beraber tüketeceğiniz 2-3 adet kuru kayısı veya kuru erik size yardımcı olacaktır. Probiyotik besinlerin tüketimine özen göstermelisiniz. Her günkü rutin olarak yaptığınız beslenme şeklinizi özellikle kahvaltınızı değiştirip yoğurt+kuru meyve+yulaf şeklinde beslenirseniz kabızlık probleminize iyi gelecektir. Yoğun kabızlık dönemlerinde salatanıza 1-2 yemek kaşığı kadar zeytin yağı dökebilirsiniz. Bol bol da su tüketmeyi unutmuyoruz…

 

Gelelim bir diğer barsak problemi olan “Diyare” yani ishal : Diyare, dışkının kıvamında azalma ile birlikte sıklığında ve hacminde artma olarak tanımlanır. Diyarede su ve elektrolit kaybı oluşur. Süresi uzarsa, hastada dehidratasyon, deri tonusunda azalma, zayıflık, halsizlik ve kansızlık gibi durumlar oluşur. Bu nedenle ishalin bir an önce tedavi edilmesi gerekir. Eğer ishal probleminiz varsa özellikle dikkat etmeniz gereken nokta su ve elektrolit dengenizdir. Eğer ishal probleminiz şiddetliyse veya birkaç gündür sürüyorsa mutlaka hastaneye gitmeniz gerekiyor. İshal şikayeti olan bireylerin kesinlikle bolca su tüketmesi gerekiyor aksi halde dehidrasyona (fazla sıvı kaybı) uğrayabilirsiniz buda yüksek derecede hayati tehlike taşımaktadır. İshal olan bireylerin kabızlık problemi yaşayan bireylerin aksine posasız ve yağsız besinler tüketmesi gerekiyor. Posa içeriği yüksek sebze ve meyvelerden (özellikle meyveleri kabuksuz tüketmeli), tam tahıl ürünlerinden, şeker ve şekerli besinlerden, kuruyemişlerden, yağlı besinlerden ve kurubaklagillerden uzak durması gerekiyor. Bu dönemde kızartma yerine mümkün olduğunca haşlama ve fırınlama yöntemi ile besinlerin pişirilmesi gerekiyor.Yağsız makarna ve pirinç pilavı, pirinç lapası, yayla çorba, yağsız beyaz peynir, yoğurt, pektin içeriği yüksek olan kabuksuz elma, muz, şeftali bunların yanı sıra havuç, haşlanmış patates-patates püresi, haşlanmış yağsız et ve tavuk, yağsız ızgara köfte tüketilebilir. Ayrıca tuzlu ayran, taze sıkılmış meyve suları (elma, şeftali, kızılcık v.b.), açık çay içilebilir.

4 SORUDA KORTİZON TEDAVİSİ

 
Kortizon Nedir?
 
Kortizon böbrek üstü bezlerinin kabuk kısmından salgılanan bir hormondur. Karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasına insüline zıt yönde etki eder. Kan şekeri sentezini ve proteinin yapıtaşlarına parçalanmasını arttırır. Sabaha karşı daha fazla salgılanır gün içerisinde insanı strese karşı hazırlamaya çalışır. Yaralanma, korku ve soğuk gibi stres durumları bu hormonun salgılanmasını arttırır. Karaciğerde glikoz sentezini arttırır, kaslarda protein yıkımını arttırır.
Kortizon Tedavisi Hangi Durumlarda Uygulanır?
 
-Romatizmal hastalıklar
-Kan hastalıkları
-Sinir sistemi hastalıkları
-Kalp ve damar hastalıkları
-Bağ dokusu hastalıkları
-Alerjik hastalıklar
-Tümör tedavileri
-Karaciğer hastalıkları
-Böbrek ve idrar yolu hastalıkları
-Hormonal hastalıklar
-Zehirlenmeler ve sıcak çarpmaları
-Göz hastalıkları
-Şoklar
-Astım belirtilerin ortadan kaldırılmasında
-Ciddi astım krizlerinde
 Kortizonun Yan Etkileri Nelerdir?
Tedaviye bağlı Cushing Sendromu: Omuzlar ve karında yağ toplanması, vücutta su ve tuz tutulumuna bağlı ödem ve tansiyon yükselmesi, kemik erimesi, kaslarda erime gibi problemler görülür.
Psikolojik bozukluklar: Depresyon görülebilir. Bu gibi durumlar anksiyete ile birlikte yemek yemeye fazla yönelmemize neden olabilir. Antidepresan kullanıyorsanız bu metabolizmanızın yavaşlamasına neden olacağından kilo almanız kolaylaşır.
Ülser oluşumu: Kortizon mide asit salgısını artırırken, koruyucu mukus tabakasını da bozar. Ayrıca yara etrafında yara dokusunu oluşturacak olan hücrelerin de aktivitelerini azalttığı için ülser oluşumuna neden olur.
Şeker hastalığı oluşumu: Kortizon kan şekerinin kullanılmasını sağlayan hormon olan insülinin etkilerine zıt etki ederek kan şekerini yükseltir. Yatkın kişilerde şeker hastalığı görülebilir. Gebelerde kortizon kullanımı gebelik şeker hastalığının ortaya çıkma riskini artırır.
Ödem ve yüksek tansiyon: Kortizon vücutta su ve tuz tutulumuna neden olur. Su ve tuz tutulması özellikle böbrek, kalp yetmezliği ve hipertansiyon hastalarında belirgin sorunlar yaratabilir.
Hastalıkların yanı sıra vücutta ödem ve yağ artışına sebep olmaktadır bu nedenle kilo artışı gözlenmektedir. Vücutta fazla tuz ve sıvı tutulmasına sebep olmaktadır. Özellikle kan şekerine yaptığı etkiden dolayı yağlanmayı oldukça arttırmaktadır.
 
Kortizon Kullanımında Nasıl Beslenilmeli? 
            
Kortizon vücutta fazlaca tuz tutulmasına sebep olduğu için düşük sodyumlu beslenilmeli yani tuz olabildiğince azaltılmalıdır. Kortizon aynı zamanda böbreklerde suyu ve tuzu tutarken potasyum atılmasına da sebep olmaktadır. Potasyum eksikliği ise bazı hormonların işlevinin azalmasına ve özellikle kasların kasılma işlevine olumsuz yönde etki etmektedir. Hem potasyum alımını arttırmak hem de vücuttaki ödem oluşumunu engelleyebilmek için mevsimine uygun taze sebze ve meyve tüketiminin arttırılması gerekiyor. Bunun yanı sıra tüm konserveler, midye, karides, havyar gibi deniz ürünleri, jambon gibi şarküteri ürünleri, domuz eti, sakatatlar, kereviz, rokfor, kaşar, otlu peynir vb. tuzlu peynirler, süt tozu, tuzlu veya peynirli krakerler, patlamış mısır ve türevleri, böreklik yufka, kahvaltılık tuzlu margarinler, salata sosları, kabartma tozu, hazır çorbalar, ketçap ve turşu sodyum içeriği çok yüksek besinlerdir. Bu besinleri kortizon kullanırken tüketmemeniz gerekiyor.
Vücutta ödemin yanında fazla yağ birikimi olduğundan da bahsetmiştim bu nedenle tatlı ve yağlı besinlerden, hazır yiyeceklerden de uzak durulması gerekiyor.
Uzun kortizon tedavilerinde kalsiyum eksikliğine bağlı kemik erimesi görülebilmektedir. Bu nedenle düzenli bir şekilde kemiklerdeki mineral oranının ölçümü yaptırılmalı eğer gerekliyse kalsiyum desteğine başlanmalıdır .Tedavi süresince kalsiyum açısından zengin beslenilmesi gerekmektedir. Kalsiyumdan zengin besinler; süt, yoğurt ve tuzsuz peynirler, sebzeler, soya ürünleri, kuru baklagiller, fındık, küçük balıklardır.
Kortizon kullananlarda, iştah açılması görülür. Bunun nedeni ise vücudumuzdaki şeker metabolizmasının bozulmasıdır. Böylece iştah tetiklenir, şişmanlığın önü açılır. Bu nedenle oldukça dikkatli davranılmalı ve gerektiğinde diyetisyen eşliğinde kişiye özel beslenme planı oluşturulmalıdır.

 

TATLILI DİYET

Pek çok kişi için eminim merak uyandıran bir başlık olmuştur .. Diyete! başlayanların en çok sitem ettiği konu “peki ben hiç mi tatlı yemeyeceğim?”. Olur mu öyle şey? Tabii ki yiyeceksiniz …

 Diyet! psikolojisi çok farklı bir olay özellikle diyet kelimelerinin sonuna ünlem koyuyorum. Çünkü diyet denince akla hemen her şeyden kısmak geliyor bunun başında da tatlı geliyor tabiî ki. Ancak hiçbir diyetisyen her şeyi tamamen kısıtlamaz çünkü diyette! Önemli olan nokta kişiye özel ve uygulanabilir olmasıdır. Diyet dediğimiz şey aslında sağlıklı beslenme programıdır. Ben diyetteyim demek yerine artık sağlıklı besleneceğim dediğiniz zaman ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Diyet sözcüğü ne yazıkki hiçbirimizde güzel çağrışımlar yaratmıyor.. Bu nedenle öncelikle bundan kurtulmalısınız.. Neyse konuyu daha fazla dağıtmadan gelelim tatlı konusuna J
Sağlı bir beslenmede şeker tüketimi tabi ki söz konusu bir şey değildir. Çayı, kahveyi şekersiz içmeniz gerektiğini hepimiz biliriz. Dahada önemlisi çikolatalardan, tatlılardan uzak durmamız gerektiğini.. Peki neden kendimizi bu şekilde kısıtlanmış hissetmektense kendimize alternatifler üretmiyoruz? Örneğin kakao ve kuru meyvelerden hatta başlı başına tatlı ihtiyacını kesmeye yardımcı olacak olan tarçından … Zaman zaman herkesin tatlıya ihtiyacı oluyor ancak bu gibi durumlarda direkt çikolataya veya keklere yönelmek yerine tatlı yerine geçecek alternatiflere yönelmek sağlı beslenme konusunda attığınız en önemli adım olacak..  Mesela yaptığınız kekleri tatlandırmak için şeker yerine pekmezden ve kuru meyvelerden özelliklede hurmadan yararlanabilirsiniz. Aynı şekilde günlük tüketimlerinizde kakao ve tarçın tam bir hayat kurtarıcı olacak..  Böylece hem tatlı ihtiyacınızı gidereceksiniz hemde boş şeker tüketimlerinden sağlayamadığınız faydaları tükettiğiniz kuru meyvelerden, tarçından ve pekmezden sağlayabileceksiniz. Ancak unutmayalım bu sağlıklı besinlerinde şeker oranı saf şeker kadar olmasa da oldukça yüksek o yüzden bunları da dozajında tüketmekte fayda var..
Gelin sizi tatlı bir kaç tarif ile tanışırayım:
20 adet hurmayı bir gece önceden ıslatıyorsunuz ertesi gün çekirdeklerini çıkarıp mutfak robotunuza atıp çekiyorsunuz daha sonra üzerine 1 su bardağı kuru ceviz içi ekleyip tekrar robottan çekiyorsunuz daha sonra bu karışıma 1 çay bardağı kadar (2-3 yemek kaşığı) kakao ve 1 çay bardağı az yağlı sütünüzü ekliyorsunuz üzerine de vanilyayı unutmayalım bir çay kaşığı kadarda vanilya ekleyip hamur kıvamına gelinceye kadar yoğuruyorsunuz üzerine daha iri parçaladığınız yarım su bardağı kadar cevizi katıyorsunuz ve bir güzel karıştırıyorsunuz daha sonra bu karışıma istediğiniz şekli verip buzdolabında bekletiyorsunuz.İsteğinize göre üzerine hindistan cevizi serpebilirsiniz.( Bu tarifte hurma yerine dilerseniz 1 çay bardağı kuru üzüm de kullanabilirsiniz aynı şekilde ceviz yerine 1 çay bardağı badem veya fındıkta tercih edebilirsiniz. Gün içerisinde bu karışımın toplamda max. 1/4  ini tüketebilirsiniz.)
Bu bana uymaz daha basit bir tarif alayım derseniz eğer:
 üKuru kayısının ortasına bademi koyuyoruz kakaoya batırıp yiyoruz (4 kayısıyı geçmiyoruz)
 üElmayı dilimliyoruz üzerine tarçın serpip fırına veriyoruz çok tatlı bir atıştırmalık elde ediyoruz
üTarçını ister yoğurdun ister sütün üzerine döküp tüketebilirsiniz isterseniz;meyve+yoğurt+tarçın karışımı yapıpta tüketebilirsiniz… Hatta isterseniz bu karışıma 1 çay kaşığı da vanilya ekleyebilirsiniz.
ü Kek yapımında şeker yerine pekmez kullanıyoruz

 

Unutmayalım her ne kadar daha sağlıklı olsa da bu önerileri de gereğinden fazla tüketmemelisiniz kuru meyve tükettiğinizde gün içerisindeki meyve tüketiminizi azaltmalısınız.
Şeker tadında günler dilerim….

KURU MEYVELERİN GÜCÜ

    Kurutulmuş meyveler zamanında ve ürün çok iken toplanmış meyvelerin suyunun uçurulması ile hazırlanmış ürünlerdir. Kuru meyveler, yaş meyvenin içerdikleri % 80- 95 oranındaki suyun % 10- 20 oranlarına düşürülmesi ile elde edilirler. Bu ‘kurutma’ işlemi sonrası, C vitamini dışında bütün mineraller korunmaktadır. Bu işlem ile içlerindeki su oranı azalan sebze ve meyvelerin şeker oranları yükselir ve dayanıklılıkları artar. Tadı tazesine göre daha yoğun olan bu meyveler sağlık için oldukça faydalıdır.

 Besinlerin antioksidan içeriklerini incelemek için yapılan ORAC (Oxygen Radical Absorbance Capacity) analizine göre kuru meyvelerin antioksidan potansiyeli çok yüksektir.  Kurutulmuş meyve daha yoğun bir tat ve daha çok lif demek olduğundan özellikle diyet yapanlar için iyi bir fırsattır.

  Kuru meyve tüketilirken dikkat edilmesi gereken en hassas nokta kuru meyvelerin şeker oranının daha yüksek olduğu için özellikle zayıflama programı uygulayan bireylerin ve şeker hastalarının kuru meyveleri belirtilen ölçülerden daha fazla kullanmamalarıdır. Sağlık açısından ne kadar yararlı olursa olsun her besinin fazla tüketimi zararlı sonuçlar doğurabilir bu nedenle her besini gereken porsiyonlarda ve gereken zamanlarda tüketilmesi o besinden alınan verimi arttıracaktır. Gelin kuru meyvelere beraber göz atalım daha yakından tanıyalım.
ÇİLEK KURUSU: Çok miktarda fosfor ve demir mevcuttur. Ayrıca C, B ve K vitamini açısından da zengindir. Çilek vücuda kuvvet verir, kolesterolü düşürür ve damar tıkanıklığını önler. Bunun yanı sıra çok iyi bir antioksidan olan çilek, bağışıklık sistemini güçlendirir, kansere karşı kuruyucudur. Sindirim sisteminin düzenli çalışmasına çok faydalıdır. Bağırsak kurtlarını döker, idrar söktürür ve zararlı maddeleri vücuttan uzaklaştırır, kanı temizler, diş etlerini güçlendirir ve ağız kokusunu giderir, sakinleştirici etkisi ile tansiyonu düşürür ve stresi azaltır, ateşi düşürür, romatizma ve karaciğer rahatsızlıklarına iyi gelir ve cildi nemlendirir.
KURU ELMA: Nefes darlığı, astım ve kalp rahatsızlıklarına karşı koruyucu etkiye sahip olan kuru elma içerdiği zengin lif sayesinde bağırsakları da temizler. Vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olur. Karaciğerinden şikayet edenler, romatizmalılar ve hatta şeker hastaları bile faydalanabilirler. Elma yatıştırıcı, uyku vericidir ve baş ağrılarına iyi gelir.
KURU ERİK: Antioksidan, potasyum, beta-karoten, B1, B2, B3, B6, A, C ve E vitaminleri ile demir, kalsiyum, fosfor, magnezyum minarelleri bakımından zengin olan kuru erik sindirime yardımcı, toksinleri atmada etkileyicidir. Zayıflamada, kansızlıkta, karaciğer rahatsızlıklarının önlemede tüketilmesi önerilen besinlerin başında yer alır. İyi bir idrar söktürücü olan kurutulmuş erik aynı zamanda romatizmalarda, damar sertliğinde, besin zehirlenmelerinde etkilidir. Diğer taraftan kuru eriğin regl düzenleyici etkisi de vardır. Kuru eriğin besin değeri taze eriğe göre daha yüksektir. Güçlü antioksidanları sayesinde kalp hastalıklarından ya da kalp krizine yakalanma riskinden mümkün olduğunda uzak tutar. Kabuğunda bulunan fitonutrient’ler yaşlanmaya karşı güçlü bir besin olmasını sağlarken, kansere karşı koruyucu bir etkisi olduğunu söylemek de mümkündür. 
KURU KAYISI: Besleyicidir, A vitamini ve potasyum açısından çok zengindir. Sindirim sorunlarına iyi gelir; stresi, kansızlığı önler. İçerdiği A vitamini akne gibi cilt bozukluklarını önler. Büyümeye yardımcıdır, görme fonksiyonlarını güçlendirir, şeker hastalığının gelişimini engeller, bağışıklık sistemini korur. Şeker hastalarının kan şekerinin düşmesini engellemek için yanlarında bulundurabilecekleri en pratik yiyecektir.
KURU DUT: Kuru dut kalsiyum, demir,B1,B2 ve C vitaminlerinden son derece zengindir. Beyaz dut ateş düşürücü ve idrar söktürücü özelliğe sahiptir. Lenf dolaşımını düzene soktuğundan vücutta oluşan ödemlerin atılmasına yardımcıdır. Kuru dutun akciğerleri rahatlatma, vücutta oluşan öksürüğün atılmasında da faydası büyük. Cilde de iyi geldiği kesin. Cildin yaşlanmasını geciktirici özelliğe sahiptir.
KURU İNCİR : İçerdiği zengin kalsiyum ve fosfordan dolayı kemik ve diş sağlığınızı korur. Sindirimi kolaylaştırır. Ayrıca, içerdiği yüksek oranlardaki protein, vitamin ve minerallerle hücrelerin yenilenmesini sağlayan bir besindir. Kabızlığa karşı en faydalı çözümü sağlar. Vücudumuzu bakterilere karşı korur. Güçlü bir antioksidan olan kuru incir kansere karşı koruyucudur. Fakat içerdiği fazla şekerden dolayı sınırlı miktarda tüketilmelidir. Günde 2 adet kuru incir yemeniz yeterlidir. İncirin uzun süreli hastalıklardan sonra iyileştirici özelliği de vardır. İnsana güç ve kuvvet veren bir besin olarak düşünülür.. 100 gr. kuru incir yenilirse vücudun günlük gereksinimlerinden kalsiyumun %17’si, demir ve magnezyumun %30’u, fosforun %20’si, B1 vitamininin %5’i ve B2 vitamininin %4’ü karşılanmış olur. İncirde bulunan pektin (suda çözünen lif) sindirim sistemine girdiğinde fazla kolesterolü temizler ve vücuttan atılmasını kolaylaştırır. Yüksek oranda lif içeren incir hem lezzetli bir atıştırmalık olarak hem de tokluk hissini uzatma özelliğiyle kilo vermenize yardımcı olabilir.
KURU ÜZÜM: Karbonhidrat içeriği dolayısıyla iyi bir enerji kaynağıdır. Kuru üzüm A, B1, B2, C vitaminlerini ve çok çeşitli mineraller (demir, çinko, potasyum, magnezyum, fosfor) içerdiğinden dolayı iyi bir besin, faydalı bir ilaçtır. Özelikle bedensel gelişimde etkilidir.  İçeriğindeki B vitaminlerinden dolayı unutkanlığa da iyi gelmektedir. İyi bir enerji kaynağıdır. Demir açısından zengindir. Kan şekerini iyi dengeler, yaşlanmaya karşı koruyucu etkiye sahiptir. Kansere karşı koruyucu etkisi fazla olan bir meyvedir.
Kuru üzümün idrar arttırıcı, müshil etkilerinden dolayı sindirim problemi yaşayan bireylerde kullanımı oldukça yararlıdır. Ayrıca ülkemizde özellikle kadınlarda görülen kansızlık sorununa karşı koruyucu bir besindir. Kuru üzümün içindeki demir vücutta kolayca emilebilmektedir ve günlük demir ihtiyacının yaklaşık % 35’ i karşılanabilmektedir. Ayrıca böbrek ve karaciğer hastalıklarında da yararlı olduğunu gösteren araştırmalar mevcuttur.
YABAN MERSİNİ: Kansere karşı koruyucu özelliğe sahiptir. Yaban mersini kansere karşı vücudu koruyan enzimleri aktif hale getiriyor. Kan ve barsak sistemini düzenliyor. Vücutta oluşan ödemleri atıyor. Göz yorgunluğunu gideriyor. Özellikle bilgisayar başında saatlerce vakit geçiren kişilere günde 2 çorba kaşığı yaban mersini öneriyorum. Şeker hastalığından kaynaklanan görme bozukluklarını da engelliyor.100 gr. yaban mersininde 0,6 gr. protein,0,2 gr. yağ,15 mg. C vitamini,150 IU A vitamini ve toplam 60 kalori vardır. Mineral ve vitaminden zengin olan yaban mersini insan sağlığı açısından çok önemli bir besindir. Diğer taraftan yaban mersininin yaprak ve kuru meyvelerinden yapılan çayı ishal giderici özelliği vardır. Kadınlarda regli döneminde sinir sistemini düzenlediği bir gerçek.  İdrar yolları enfeksiyonlarında, sistitte adeta bir ilacın etkisine sahiptir. Yaşlanmayı geciktirir ve kansere karşı vücudun bağışıklık sistemini güçlendirir. Yağların da vücuttan hızlı bir şekilde atılmasına yardımcı olur. Lenf dolaşımını düzene sokar, kanı temizler, kan şekerini düşürüp vücutta insülin hormonunun dengeli bir şekilde salgılanmasını sağlar. Kalori ve sodyum içeriği düşük olan yaban mersini sakinleştirici özelliğe de sahip.

 

Şeker Hastalıklarında Beslenme

Günümüzün en yaygın rahatsızlıklarından biri olan şeker hastalığı yani diyabet pankreastan salgılanan insülin hormonunun etkisizliği veya yetersiz çalışması nedeniyle ortaya çıkan kandaki glukozun (şekerin) artması durumudur. İki türlü diyabet vardır;

1)Tip 1 diyabet (insüline bağlı):insülin hormonu eksikliğinden kaynaklanır çocukluk ve gençlik döneminde ortaya çıkar. Yaşam boyu insülin kullanılmak durumunda kalınır.

2)Tip 2 diyabet (insüline bağlı olmayan): İnsülin hormonu mevcut fakat dokularda insüline karşı direnç varsa veya çalışma sistemi yetersizse az salgılanıyorsa oluşur. Genellikle 30-35 yaş sonrası görülür ve ilaçlarla, egzersizle veya doğru beslenme ile düzenlenebilir.

Diyabet hastası iseniz yaşamınızda başta beslenme planınız olmak üzere bazı değişikliklerin oluması gerektirmektedir. Kan şekerini oluşturan asıl neden tükettiğimiz besinler olduğu için sağlıklı beslenme diyabette tedavinin temelidir.
Beslenme konusunda en önemli noktalardan biri uzun süre aç kalmamaktan geçer. Mutlaka gün içerisinde 3 ana ve 3 ara öğün şeklinde beslenmeliyiz. Besin seçimlerinde Glisemik İndeksi düşük besinler seçmeliyiz. Glisemik indeks besinlerin tüketildiği aman kan şekerini arttırma durumudur. GI düşük olan besinler seçtiğimiz zaman kan şekerinde ani yükselmeler olmayacağı gibi aynı zamanda kısa sürede açlıkta meydana gelmeyecektir.
Glisemik İndeksi Düşük Besinler: Kurubaklagiller, bulgur, çavdar ekmeği, süt ve süt ürünleri, makarnalar, yulaflı bisküviler, havuç, bezelye, mısır, çorba çeşitleri  ve  meyvelerden; elma, kuru kayısı, kiraz, greyfurt, üzüm, kivi, portakal, şeftali, erik ve armut.
Glisemik İndeksi Yüksek Besinler: Şeker ve şekerli ürünler, meyvelerde; muz, kayısı, karpuz, kavun, kuru meyveler, beyaz-kepek ve tam buğday ekmekleri, kraker, mısır gevreği, hazır yiyecekler, fast food, beyaz ve kepekli pirinç, patates, balkabağı, gazlı içecekler.
Şeker hastalığına iyi gelen, diyabetin oluşmasını önleyen ve kan şekerini düzenleyen bazı besinlere ve çaylara beslenmenizde özellikle yer vermeniz sizi daha da rahatlatacaktır. Bu besinler; Çörek otu, çemen otu, fasulyeler, yer fıstığı, defne, karanfil, üzüm çekirdeği, yeşil çay, ceviz, ahududu, kırk kilit otu(çayı),badem, karnıbahar, kuşburnu(çayı), rezene(çayı), sarımsak, soğan, süt, yumurta, yulaf, tarçın(baharat ve çayı), kimyon, zeytin yağı, zerdaçal(çayı), hibisküs çayı, Amerikan ginsengi. Yalnız dikkat edelim bu besinleri kullanmadan önce mutlaka bir uzmana başvurmalısınız ve bol miktarlarda tüketmekten kaçınmalısınız.
Glisemik indeksi düşük besinler tercih ettik öğün planlamamızı sık sık ve azar azar olacak şekilde planladık peki başka neler yapabiliriz? Beslenme tek başına bir mucize değildir mutlaka gün içerisinde en az yarım saatlik olmak üzere yürüyüş yapmalısınız ve tabiiki su tüketiminize özen göstermeli günde en az 2 litre su içmelisiniz.