8 ADIMDA BAĞIŞIKLIĞINIZI GÜÇLENDİRİN

Bir anda değişen hava koşullarına karşı bağışıklığınızı güçlendirmek için ipuçları almak ister misiniz?

Sonbaharın gelmesi ile beraber yavaş yavaş hastalıklarda artmaya başladı ne yazık ki. Üstelik havanın bir anda soğuyup bir anda ısınması, sabah güneşliyken akşam yağmur yağması bağışıklık sistemlerimizi de bir hayli etkiledi. İsterseniz bağışıklığımızı nasıl güçlendiririz buna bir göz atalım.

omega3-foods-720x480Yağ Tüketimi

Kapalı, soğuk, kasvetli bir hava bizi daha çok depresyona sürüklüyor yazın olduğu gibi pek çoğumuz güne mutlu mesut başlayamıyoruz. Şimdi size güne mutlu başlayın desem ne kadar yaparsınız bilmiyorum ama sağlıklı yağlarla beslenmeniz; özellikle omega-3 tüketiminizin yeterli olması sizi bu depresyondan kurtaracaktır.

Hangi mevsimde olursak olalım omega-3 kaynağı olan balığı soframızdan eksik etmeyelim. Omega-3 sadece balıkta değil kuruyemişlerde; ceviz, badem, fındık ve bunların yağlarında, bunun yanı sıra bazı sebzelerde; semiz otu, soya filizi, soya fasulyesi, yeşil yapraklı sebzeler bunun haricinde keten tohumunda ve yağında da omega-3 bulunmaktadır. Ancak bunlar nihayetinde yağ olduğu için tüketim sınırlarını bilmeniz gerekiyor. Tüketimlerinizi buna göre ayarlamanız sağlığınız açısından daha iyi olacaktır. Eğer balık tüketmeyi sevmiyor veya fırsat bulamıyorsanız omega-3 ü takviye olarak da alabilirsiniz. Dikkat etmeniz gereken nokta trigliserid formada olması, EPA+DEHA miktarının yüksek olması ve yağlı besinler ile birlikte tüketmenizdir. Mutlaka tok karnına veya yemeklerle beraber tüketin.

 

su-tuketimi-cilt-kirisikliklari-zayiflama-kilo-vermeSu Tüketimi

Yazın su tüketimi çok iyi olsa da havaların soğumaya başlaması ile maalesef birçoğumuz su tüketimini aksatıyor. Su tüketimi terledikçe veya ihtiyaç duyuldukça olmaması gerekiyor. Öğünlerden önce, ara öğün zamanlarında günlük en az 2 litreyi tamamlayacak şekilde su tüketimini yapmanız; bu soğuk havalarda cildinizi kuruluklara, çatlaklara karşı korumanıza, nem dengenizi sağlamanıza yardımcı olacaktır. Aynı zamanda yeteri miktarda su tüketimi hem bağışıklığınızı güçlendirirerek hastalıklara karşı korunmanızda fayda sağlar.

 

306a2f2e295c2a787dad6c0a43f0cb03.pngBitki Çayları

Bitki çayı tüketmek hem bağışıklığınızın güçlenmesine hem de sıvı ihtiyacınızın karşılanmasına yardımcı olacaktır. Bunun yanı sıra metabolizmanızın hızlanmasına da fayda sağlayacağı için kilo yönetiminde de etkili olacaktır.

Özellikle bu havalarda: rooibos, kuşburnu, ıhlamur, ayva, rezene, adaçayı, papatya çayı ve ekinezya çayları tüketimi ile hem bağışıklığınızı güçlendirmiş hem rahatlamış hem de metabolizmanın çalışmasına yardımcı olmuş olursunuz.

 

 

ginger-pepper-lemonBaharat Tüketimi

ZENCEFİL! Soğuk havaların vazgeçilmezi zencefili günlük kullanımınıza muhakkak ekleyin. Neden mi? Çünkü hem bağışıklığınızı kuvvetlendirecek, hastaysanız iyileşmenize yardımcı olacak ve de bu soğuk günlerinde içinizi ısıtacaktır. Özellikle soğuk algınlığına ve boğaz ağrılarına karşı biliyorsunuz ki bal ve zencefil çok iyi bir ikilidir. Acı biber ve karabiber ile içinizi ısıtmaya daha da yardımcı olabilirsiniz. Ancak! Kan sulandırıcı herhangi bir ilaç kullanıyorsanız zencefil tüketimine dikkat etmelisiniz. Zencefil haricinde tavsiye edebileceğim en etkili baharat ise ZERDEÇAL. Eski zamanlarda tıbbi ilaç olarak kullanılan zerdeçal curcumin içeriği ile kansere karşıda koruyucudur. Yani yaz-kış her zaman kullanın. İşte size bir püf nokta; Zerdeçal karabiber ve zeytinyağı ile birlikte kullanıldığında etkinliği %200 oranında arttırıyor. Haydi şimdi bu üçünü (tek kullanımlık ise zerdeçal ve karabiber çeyrek çay kaşığı kadar ) karıştırın ve salatalarınıza, yemeklerinize ekleyin.

 

1361a5cc-5ad6-4677-8274-d58810f6e3a6Meyve Tüketimi

Bol bol C Vitamini alın! Hep alın, ama bu aylarda daha çok alın. E vitamini de bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkili olduğunu unutmayın. Soğuk algınlığı ve diğer enfeksiyonlara karşı vücut direncini arttırmakta, A vitamininin okside olmasını da engellemektedir. E vitaminin iyi kaynakları olan; yeşil yapraklı sebzeler, fındık ceviz gibi yağlı tohumlar ve kuru baklagillerin yeterli miktarlarda tüketilmesi önemlidir. C vitamininin yanında diğer vitaminlerden de yararlanabilmek, bağışıklığı güçlendirmek adına mutlaka en az 2 porsiyon meyve tüketmeyi unutmayın. Ama hemen porsiyonlar hakkında ufak bir bilgi vermek istiyorum; 1 büyük elma yaklaşık 2 hatta belki 3 porsiyona bile denk gelebilir. Yarım portakal, 1 küçük boy mandalina, 1 küçük boy elma, 1 yemek kaşığı kadar kuru üzüm veya yaban mersini bunlar ortalama 1 porsiyondur. Gereğinden fazla meyve tüketimi de kilo artışına sebep olabileceğinden meyveyi dengeli bir şekilde tüketmelisiniz. Meyveyi hem yazın hem kışın mutlaka elinize alın yiyin fakat sıkmayın. Kabuklarıyla beraber tüketmeniz posasından yararlanmanıza yardımcı olacaktır. Ayrıca meyve suyu içmeniz vitaminlerin kaybolmasına, yeterli oranda posasından yararlanamamanıza ve de daha fazla meyve tüketmiş olacağınız için fazladan kalori almanıza sebep olacaktır. Meyve ve sebzeleri kabuğunu soymadan yerseniz daha fazla antioksidan almış olacağınızı da unutmayın.

propolis-nedir-faydalari-2Bunların haricinde sağlığa pek çok faydası bulunan mucizevi propolisten de gıda takviyesi olarak yararlanabilirsiniz.

 

spor-1Sporun Önemi

Eğer zaten spor yapıyorsanız harika! Tebrik ederim… Ama yapmıyorsanız; dışarı çıkmaya zaman bulamıyor veya spor salonuna gidip spor yapamıyorsanız en azından sabah kalkınca veya gece yatmadan önce 10-15 dakikanızı ayırıp esneme egzersizleri yapsanız bile size faydalı olacaktır.

 

 


antioksidan

Antioksidanlar

4 mevsim antioksidanları mutfağımızdan eksik etmiyoruz. Peki bu antioksidanlar neler? Avokado, pancar,  biber, ıspanak, soğan, elma, kivi, böğürtlen, greyfurt, nar, üzüm, yaban mersini, sarımsak özellikle bu aralar sofralarınızda bulundurabileceğiniz sebze ve meyvelerdir. Ayrıca bitter çikolatanın da antioksidan seviyesi yüksektir. Canınız çok tatlı istediğinde ara öğünlerde 20 gramı geçmeden tüketmenizde hiçbir sakınca yoktur. Meyveler kısmında da belirttiğim gibi meyve ve sebzelerin antioksidanından yararlanmak istiyorsanız mutlaka kabuğuyla beraber tüketin. Özellikle koyu renkli meyve ve sebzelerin antioksidan içeriği çok fazladır.

 

 

d-vitamini-eksikligi-olanlar-bunlari-daha-once-hic-duymadiniz-1499772127322

Sonbahar ve kış aylarında mahrum kalınan güneş ışınları, vücudun D vitamini gereksiniminin karşılanamamasını neden olmaktadır. Kemik ve diş sağlığı açısından önemli olan D vitamini, güneş ışınlarıyla deri tarafından üretilen bir vitamindir ve besinlerde pek fazla bulunmaz. Bu nedenle doktorunuzun önereceği miktarlarda (yani gelişigüzel olmamak koşuluyla) vitamin kullanabilirsiniz. Bunun yanı sıra balıkta D vitamini açısından ve omega-3 açısından zengin olduğu için haftada en az 2 kez tüketmenizi tavsiye ederim. D vitamininin yanında kalsiyum tüketimini de ihmal etmiyoruz. Günde en az 3 porsiyon süt ve süt grubu besinleri beslenmemize eklemeyi unutmuyoruz.

 

 

5 ADIMDA STRESTEN KURTUL

Hardward Medical School dan gelen bir maili sizlerle özet halinde paylaşmak istiyorum. Mailde stresin zararlarından ve kurtulma yöntemlerinden bahsediyor.

unnamed

Hardward Medical School dan gelen bir maili sizlerle özet halinde paylaşmak istiyorum. Mailde stresin zararlarından ve kurtulma yöntemlerinden bahsediyor.

Artık hepimiz kronik stresin, mutsuz bir yaşamın yaratacağı sağlık problemlerinin farkındayız. Çeşitli sebeplerle sürekli stres halinde olmanın başta uyku ve iştah problemleri olmak üzere çok geniş bir yelpazede sağlık problemlerine yol açacağını söylüyor. Doktarların stresin kalp rahatsızlıklarını tetiklediğini fakat kanıtlanmadığından bahsediyor. Bununla ilgili Dr. Bhatt’ın güzel bir açıklaması var. Stresin kalp hastalıklarına etkisi kanıtlanmamış olsada insanların stres halindeyken çeşitli hastalıklara sebep olacak şekilde davrandığını vurgulamış. Örneğin Stres halindeyken daha fazla sağlıksız gıdalara yönelmek, daha fazla sigara içmek ve egzersiz yapmamak. Malum bunların hepsi sağlığımızı kötü yönde etkiliyor.

Dr. Bhatt kronik stresle başa çıkmak içinde 5 adet yoldan bahsediyor:

  1. Pozitif kalın: Kahkaha atmanın arterlerdeki iltihaplanmayı  ve stres hormonunu azaltarak HDL seviyelerinde artış meydana getirdiği gözlemlenmiş.  Yaşadığımız dönemde karşımıza pek çok olumsuz olay çıkabiliyor fakat zaman zamanda gülmeyi bilebilmeli insan diyor yani 🙂
  2. Meditasyon yapmak: İçe odaklı düşünce ve derin nefesin önemli olduğunu, yüksek tansiyon gibi önemli kalp hastalıklarına yakalanma riskini azalttığını söylüyor. Buna dua etmek ve yoga yapmak da dahilmiş aynı zamanda hem zihinsel hem bedensel dinlenmede gerçekleşmiş oluyor.
  3. Egzersiz yapmak: Sanırım bunu tekrar tekrar açıklamaya gerek yok 🙂 Sadece strese değil, oluşabilecek bütün kalp rahatsızlıklarına, diğer sağlık problemlerine ve kilo korumada en etkili yöntemlerden.
  4. Fişi çekin: Dünyayı takip ettikçe stres seviyenizde artacaktır. 10-15 dakika için bile olsa sosyal medyadan, TV den, maillerden ve haberlerden uzak kalmanızı öneriyor.  Benim tavsiyem tabiki en az 1-2 saat. Ancak çok yoğun bir şekilde internet kullanıyorsanız 10-15 dakika bile rahatlatacaktır.
  5. Stresten uzaklaştıran yollar bulun: Müzik dinleme, hobi edinme, güzel bir duş gibi kendinize vakit ayıracak bir yol bulmanızın hayatınızda stresi azaltmaya yardımcı olacağını belirtiyor.

Benden de size son bir tavsiye: Alışkanlıklar yerini başka alışkanlıklara bırakınca geçer. Stres halindeyken sağlığınızı olumsuz yönde etkileyecek şeyler yapıyorsanız bunu olumlu yönde etkileyecek başka bir şeyle değiştirin. Örneğin strese girer girmez sigara paketine saldırıyorsanız bunun yerine yanınıza hiçbir şey almadan kapıyı çekip çıkın dışarıda hızlı adımlarla yürüyüp stres atmayı deneyin.Canınız her ne kadar alışkanlık gereği sigara istese de siz direndikçe bu olumsuzluğu olumlu bir alışkanlıkla değiştirdiğinizi görüp daha çok hayatın tadına varacaksınız.

3 FARKLI ÇAY İLE HEM BAĞIŞIKLIĞINIZI GÜÇLENDİRİN HEM ZAYIFLAYIN

Hem zayıflamak hem de bağışıklığınızı güçlendirmek ister misiniz? Öyleyse bu çay tarifleri tam size göre…

zayiflatan-bitki-caylari

Havalar soğumaya başlamışken, soğuk algınlıkları kapınızı çalmaya başlamadan korunmaya ne dersiniz?  Aşağıda verdiğim 3 farklı bitki çayı tarifi (bitki çayı diyorum ama daha çok baharat içeriyor o nedenle özellikle mide rahatsızlıkları olanların dikkatli olmasını tavsiye ederim) ile hem bağışıklığınızı güçlendirip hem de fazla kilolarınızdan kurtulabilirsiniz.

 

ANCAK:

  • İçerik kısmındaki besinlerden herhangi birine alerjiniz varsa,
  • Midenizde bir rahatsızlık varsa kullanmamanızı
  • Eğer bir rahatsızlığınız yoksa da gün içerisinde başka kullandığınız bitki çayları varsa onlarla beraber toplamda 3 fincanı geçmeyecek şekilde tüketmenizi tavsiye ederim.
  • Bu çayları günde 1 kere içmenizde yeterince fayda sağlayacaktır.
  • Bitki çaylarını işe yarasın diye bolca içtiğiniz zaman ciddi anlamda rahatsızlığa sebep olabileceğini unutmayın. Hangi bitki çayını içerseniz için özelliklede bir rahatsızlığınız varsa (tansiyon, mide rahatsızlıkları, alerji, kalp rahatsızlıkları vb) lütfen günde 3 fincanı geçmemeye, gerekirse doktorunuza danışarak içmeye dikkat edin.
  • Hamile bayanlarında genel olarak bitki çaylarını dikkatli tüketmelerini bazı bitki çaylarının düşük riski oluşturduğunu yeniden hatırlatmak isterim.
  • Bütün bitki çaylarının genel bir kuralı daha; bitkiler kaynatılmaz, kaynamış suyun üzerine bitki konarak demlemeye bırakılır.

 

Sıkı bir vücut için: Tarçınlı Detoks Çay

tarcin-cayi1 fincan demlenmiş yeşil çay

1 adet kabuk tarçın

Doğal bal (1 çay kaşığından fazla olmasın)

1-2 dilim limon

1 çay kaşığı Cayenne (Kırmızı biber)

 

 

Tazelenmiş bir cilt için: Zencefilli Detoks Çay

zencefil-cayi1 fincan demlenmiş yeşil çay

1 dilim limon

1 çay kaşığı rendelenmiş taze zencefil

1 çay kaşığı bal

 

 

 

Vücudu temizlemek için: Zerdeçallı Detoks Çay

the-benefits-of-liver-detox-tea-a-turmeric-tea¼ çay kaşığı zerdeçal

Tane karabiber

¼ çay kaşığı toz zencefil

1 yemek kaşığı doğal bal

2 bardak su

 

 

 

Elmalı/Muzlu Yulaf Ezmeli Şekersiz Pancake

20160505_212826

Dün spordan çıktım kardiyo değil ağırlık yaptım eve doğru yürüyüp bi yandan ne yesem diye düşünürken malum sporcuların sevdiği besin muz geldi. Postayumumu sinir sistemine, kas yapısına ve yorgunluğa karşı birebir. Bunuda spor sonrası en güzel (bence) muzdan alabiliyoruz. Neyse sonuç olarak muz yemek aklımda vardı e tabi olmazsa olmaz yumurta da menümde zaten olacaktı. Geçenlerde elmalı pancake paylaşmıştım instagram hesabımda e dedim bunu yaparım o zaman tatlı tatlı spor sonrası yerim 🙂

Eve geldim hemen attım kendimi mutfağa. 4 yemek kaşığı yulaf ezmesini koydum blender a. önce onu bi bıııızzzzttt yaptım. Sonra tarçını hindistan cevizini ve biraz da kabartma tozu ekledim. Hepsi birbirine iyi karışsın diye tekrar bi bııızztt yaptıktan sonra işin sözde unlu kısmı hazırdı.

2 tane yumurta kırdım onları da bir güzel çırptım miksere gerek yok elinizde çatalla köpürene kadar çırpın. Sonra tam muzları ezip hepsini karıştırıcaktım kiii evde muz kalmamış. 1 gün önceki muz tamamen bitmiş 🙂

Not: evdeki muz canavarı tabiki ben değilim.

Neyse ekmek yoksa pasta yiyin misali can dostum güzel meyve elma yardımıma koştu. Elmaları blenderdan geçirmedim. Bıcakla iyice ufak parçalar olana kadar böldüm, siz isterseniz geçireblilirsiniz blenderdan ama bu sefer de sulu olmasından da çekindim. Hemde yerken daha güzel bir tat geleceğini düşündüm.

Elmayı ve yulaflı karışımı yumurtaya ekledim bir güzel karıştırdıktan sonra az yağlı tavaya 1 kepçe koydum. önlü arkalı pişirdim. Eğer güzel bir pazar kahvaltısı yapıcaksanız siz içerisine ceviz ekleyebilirsiniz, bal veya pekmez ekleyebilrsiniz veya üzerine reçel dökebilirsiniz, farklı meyvelerle servis yapabilirsiniz  ama ben spordan çıktığım için içim el vermedi.Zaten yulaftan ve meyveden karbonhidrat ihtiyacımı karşıladım zaten yaptığım antrenmanın kardiyo olmaması sebebiyle bu kadarına bile ihtiyacım yoktu ondan ziyade protein almam lazımdı. Belki vanilya aroması da katılabilir içine. Sizin hayal gücünüze ve damak tadınıza bağlı herşey ama ana formül budur 🙂

Aşşağıda fotoğraflı anlatım mevcuttur.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

 

ANTİ-AGİNG BESLENME

Sizde yaşınızın getireceği etkileri azaltmak istiyorsanız erken davranmak için bu tavsiyelere kulak verin.

Her yaşın ayrı bir güzelliği var ve en güzel zamanınız kendiniz en iyi hissettiğiniz zamandır. Büyüdükçe sorumluluklar artsada zaman zaman olgunluğun nimetlerinden yararlanmıyor da değiliz. Hepimiz biyolojik yaşımızdan ziyade kendimizi hissettiğimiz yaştayız ben bunu bilir bunu söylerim. Ancak hücrelerimiz bizim gibi düşünmüyor olabilir. Eğer ilerleyen yaşınıza rağmen sağlığınızı ve cilt güzelliğinizi olabildiğince korumak istiyorsanız birazdan anlatıcaklarıma kulak verin derim.

Yaşlılığın yaşın ilerlemesi haricinde 3 faktörü vardır.

  1. Sağlıksız yaşam
  2. Hormonların azalması
  3. Serbest radikaller

Eğer olabildiğince genç bir yaşlılık dönemi geçirmek istiyorsanız bu üç faktörle savaşmalı ve bağışıklığınızı daha genç yaşlardayken güçlendirmelisiniz.

Antioksidan besinlerin faydalarını her fırsatta dile getiriyorum. İşte buranında ana mantığı bu çünkü serbest radikkallerle savaşmak için antioksidan besinlerle iş birliği yapmanız gerekiyor. Sebze ve meyvelerin antioksidan kapasiteleri yani ORAC değerleri yaşlanmayı azaltmada önemli bir rol oynar.Bunun yanı sıra dengeli beslenmenin ve sporun önemide unutulmamalıdır. Anti-aging beslenmenin püf noktalarından bir diğeri ise yapılan testler sonucunda ortaya hormon eksikliği çıkarsa bunların takviye edilmesi gerekiyor.

Dengeli beslenmenin tüm öğeleri Anti-Aging için önemli olmakla beraber son zamanlarda; domateste bulunan likopen, kara üzüm çekirdeği ekstresindeki OPC ve protein amino asitlerinden sistein de oldukça gündemde.

Anti-Aging beslenmenin bir diğer önemli noktası sağlıklı kilo korumasıdır. Yani düzenli beslenmenin yanı sıra fazlo kilolarınız varsa onlardan kurtulmayı hedeflemelisiniz.

Eğer hücrelerinizin sağlıklı olmasını istiyorsanız onlara bir çiçek gibi bakmalı onları mutlaka sulamalı yani beslemelisiniz. Suyun içerisinde bulunan minerallerin cilt için ve sağlığınız için olan önemini unutmamalı su tüketimini ihmal etmemelisiniz.

Tek öğünde doymaya çalışmaktan kaçınmalı ana öğün tüketimlerinizi gün içerisine yaymalısınız. Sindire sindire yemeli, bir anda yemeği bitirip sofradan kalkmamalısınız.Günlük ara öğünlerinizi mutlaka ihmal etmemelisiniz bu sayede tek öğünde fazlaca besin tüketmekten kaçınmış olursunuz.

Yağlar kilo aldırmaz, kilo yapan şey fazla yağ tüketimi veya sağlıksız yağ tüketimidir. Sağlıklı yağları uygun miktarda tükettiğiniz takdirde kilo kaybınıza yardımcı olacağına ve sağlığınıza özelliklede kalp hastalıklarına ve kolesterolünüze iyi geleceğini unutmamalısınız.Son dönemlerde göz bebeğimiz olan avokadodan yararlanabilirsiniz. Bunun haricinde omega-3, E vitamini ve magnezyum alımını kolaylaştırmak için kuruyemişlerden de yararlanbilir, salatalarınıza ve yemeklerinize miktar kontrolünü unutmadan zeytinyağı ekleyebilirsiniz.

Fazla şeker tüketimi hem size hem hücrelerinize zararlı. Kanserin en sevdiği besin şeker. O nedenle şeker tüketimini sınırlandırmalı hatta gerekirse hiç tüketmemelisiniz. Şeker ihtiyacını bal, pekmez, meyve veya kurumeyve gibi daha sağlıklı yollardan yine porsiyon kontrolünü unutmadan sağlayabilirsiniz.

Yemeklere tuz yerine baharat katarak tatlandırırsanız oluşabilecek hipertansiyon riskinizi azaltmış olursunuz.

Kendiniz tatlıyla ödüllendirmek isterken ceza vermek yerine hücrelerinizi detoksla ödüllendirin. Haftada 1 veya 2 haftada 1 tüketimlerinizi bol yeşillikten, bitkisel proteinlerden, bol sıvı alımından ve bol posa tüketiminden yana zenginleştirin.Vücudunuzu uygun vitamin ve minerallerle doğru bir şekilde beslerseniz kısa sürede bile olsa serbest radikallerden kurtulmasına yardımcı olursunuz.Bu şekilde hem vücuttaki oksidatif stresten hemde kendi iş yükü stresinizden uzaklaşmış olur ve daha zinde hissedersiniz.

 

ANTİOKSİDAN BESLENME

Antioksidanların sağlığımıza etkisi nedir?

antioksidan

Sürekli antioksidanların gücü ve önemi hakkında yazıyoruz, konuşuyoruz fakat hiç derine inmiyoruz. Bugün antioksidanlar hakkında biraz daha derine inmek hangi besinlerde bulunduğu hakkında ve ORAC değeri hakkında bilgi vermek istiyorum size.

 

Vücudumuzda yaşamsal faaliyetlerimizi gerçekleştirebilmemiz için pek çok biyolojik faaliyet gerçekleşiyor. Nasıl ki biz yemek yediğimizde veya yeni bir bina yaptığımızda etrafı kirletiyorsak işte vücudumuzda aynı şeyi bize yapıyor. Bu kirlilik topluluğuna da serbest radikaller deniyor. Bu serbest radikaller farklı moleküller ile tepkimeye girip hücrelere zarar veriyor. Antioksidanlar ise bizim süpürgemiz, yani serbest radikaller ile tepkimeye girip hücrelere zarar vermesini önlüyorlar. Bu sayede hücrelerin anomalileşmelerini, tümör oluşturma riskini ve hücre yıkımını azalttıkları için daha sağlıklı yaşamamızı ve erken yaşlılık belirtileri göstermemizi engelliyorlar. Serbest radikaller vücudun antioksidan aktivitesinden daha yoğun olursa dengesizlik meydana gelir ve hücrelerde oksidatif hasar oluşur. Yaş ilerledikçe beden daha fazla serbest radikale maruz kalır ve daha fazla serbest radikal üretir. Bununla birlikte vücudun doğal antioksidan üretimi yaşın ilerlemesiyle azalır.

Antioksidanların bir kısmı vücut tarafından üretildiği gibi bir kısmı da besinler yoluyla alınmaktadır. Dışarıdan alınması gereken antioksidanlar ve en çok bulunduğu besinler ise şu şekilde:

  • E vitamini: Özellikle badem, ayçiçeği çekirdeği ve buğday tohumunda bulunur. Bunun yanı sıra kuruyemişlerde ve brokoli, ıspanak, kuşkonmaz, domates gibi sebze ve kuru kayısı, mango ve kivi meyvelerinde de bulunmaktadır.
  • C vitamini: Maydanoz, yeşilbiber, kırmızıbiber(acı), turunçgiller, limon, brokoli, domates, çilek, karnabahar, ıspanak, yabanmersini ve ahudududa yüksek miktarda bulunmaktadır.
  • Beta karoten: Vücutta depolanarak A vitaminine dönüştürülen bu kırmızımsı-turuncu pigment oldukça güçlü bir antioksidandır. En çok havuç, ıspanak, brokoli, kayısı ve şeftalide bulunmaktadır.
  • Üzüm çekirdeği ekstresi: Kara üzüm çekirdeği ekstresi (OPC) (Oligomeric Proanthocyanidin: üzüm çekirdeğinde bulunan çok güçlü bir antioksidan maddedir.) OPC’nin en önemli özelliği, kan yağının ve kolesterolün oksitlenmesini önlemeye çalışmasıdır. Kısaca, OPC kan yağının ve kolesterolün serbest radikaller tarafından oksitlenmesine engel olur bu sayede kalp damarlarında yağ birikimine engel olabilir.
  • Baharatlar
  • Omega yağ asitleri: Balık ve balık yağları, keten tohumu yağı, ceviz, fındık, soya filizi, brokoli, marul, lahana semizotu vb yeşillikler, zeytin ve zeytinyağı, yer fıstığı, Antep fıstığı. Omega yağ asitleri aynı zamanda bağışıklığın güçlenmesinden yaşamsal faaliyetlerin gerçekleşmesine kadar pek çok konuda önemli rol oynamaktadırlar.
  • Likopen: Birçok meyveye kırmızı rengi veren maddedir. Kardiyovasküler hastalıklar ve kansere karşı etkilidir. Özellikle domateste çok yüksek miktarda bulunmaktadır. Bunun yanı sıra karpuzda ve greyfurtta da bulunur.
  • Lipoik asit: Karbonhidrat ve diğer besinlerden enerji üretiminde hücrelerin en etkili öğesidir. Eşsiz bir antioksidan olup en çok brokoli, ıspanak ve kırmızı ette bulunmaktadır. Hem suda hem yağda çözünebilir. Bu özelliğinden dolayı suda çözünen C vitamini ve yağda çözünen E vitamini gibi diğer antioksidanlardan daha çok serbest radikal türüne karşı etkilidir. Lipoik asitin kanda glikozun zararlı etkisini düşürüp yaşlanma süresini yavaşlattığı düşünülmektedir. Vücudumuzda da orta düzeyde üretimi yapılmaktadır.
  • Folik asit: Bebeğin sağlıklı gelişimi için alyuvar oluşumunda, RNA ve DNA sentezinde, yağ sentezi ve aminoasitlerin birbirine dönüşümünde rol oynamaktadır. Karaciğer, yeşil yapraklı sebzeler, diğer organ etleri, kırmızı et, kuru baklagiller, yumurta, yoğurt, süt, tam taneli tahıllar (buğday, çavdar vb) bazı meyve ve sebzeler (enginar, kavun vb) de bulunmaktadır.
  • Çinko: Badem, bezelye, buğday ve dana etinde bolca bulunur.
  • Selenyum: Badem, peynir, buğday, balık, ay çekirdeği, hindi etinde bolca selenyum bulunur.
  • Co Enzim Q10: Vücut tarafından üretilir beslenme yoluyla da alınabilir. Özellikle kanser ve belli nörolojik hastalıklara karşı oldukça etkilidir. Karaciğer, kalp, böbrek gibi et ürünlerinde ve balıkta yüksek olarak bulunmasına karşın, takviye amaçlı draje alımı daha etkili olmaktadır. Bu ürün ayrıca cilt yenilenmesi, konsantrasyon ve dikkat arttırmada etkili olduğu gibi yaşlılığın etkileriniz azaltmada yardımcıdır.

 

Gelelim ORAC değerine. ORAC (Oxygen radical absorbance capacity) değerinin yüksek olması besinin daha fazla antioksidan olduğunu, kansere karşı koruyuculuğunu ve yaşlanmayı geciktirdiğini gösterir. Yetişkin bir insanın ORAC değeri günde en az 3000 olmalıdır. Bazı meyve ve sebzelerin 100 gramındaki ORAC değerlerine bakalım:

 

*Goji Berry                        31.000                          *Taze Üzüm                      446

*Kuru Erik                           5.770                          *Mısır                               400

*Kuru Üzüm                        2.830                          *Patlıcan                           390

*Siyah Böğürtlen                 2.036                          *Muz                                 221

*Kıvırcık Salata                   1.770                          *Elma                               218

*Çilek                                  1.540                          *Taze fasulye                    201

*Erik                                       949                          *Domates                          189

*Brokoli                                  890                          *Kayısı                              164

*Avokado                                782                          *Şeftali                             158

*Portakal                                 750                          *Armut                             134

*Kırmızı Biber                        710                          *Karpuz                            104

*Kiraz                                      670                          *Kereviz                             61

*Kivi                                        602                          *Salatalık                           54

*Soğan                                     450

 

Antioksidanlar yaşamsal faaliyetlerimizi daha sağlıklı sürdürmemize yardımcı olduğu gibi erken yaşlanmamızı da geciktiriyor. Tabiki yaşlanmanın önüne geçemeyiz fakat yaşlılığın getirdiği etkilerden korunmak, daha sağlıklı bir süreç geçirmek için beslenmemize çok dikkat etmemiz gerekiyor. Çağımızın en kötü hastalıklarından biri olan kanserden korunmak için ise mutlaka antioksidanlardan faydalanmamız lazım.